Tahran Çarşısı Ve Azerbaycan Türkleri
Tural

1925 yılında Rıza Han Pehlevi’nin iktidara gelmesi ile Azerbaycan ister siyasi, ister kültürel, ister ekonomik olarak dışlanmış ve ayrımcılıklara tabi tutulmuştur. Sonuç olarak Azerbaycan ekonomisinin felce uğramasıyla Azerbaycan’dan Tahran’a sürekli bir göç meydana gelmiş ve Tahran’da zaten var olan Türk unsuru etkinliği dada pekiştirmiştir.

Tahran Çarşısı’nın( Tahran Pazarı) İran Siyasetinde Konumu ve Azerbaycan Türklerinin Tahran Çarşısı’ndaki Rolü  

Tahran ve Türkler

 

Tahran kenti 1794 yılında Kacar Devleti’nin kurucusu Ağa Muhammet Han Kacar tarafından başkent yapılmıştır. O dönemde Tahran daha bölünmemiş olan Azerbaycan’ın güneydoğu köşesinde, Farslarla sınır bölgesinde küçük bir Türk kasabası idi. Kurucu ve yönetici unsur olarak Türk ama resmi dil ve kültür olarak Fars olan Kacar Devleti’nin başkenti olduktan sonra elit kesimi Farslaşmaya başlasa da Tahran’ın halkı çok uzun süre Türk dilini korumuş ve Farsça ancak geçen 150 yıl içinde galip dil haine gelmiştir.  Fakat buna rağmen Tahran’ın etraf köy ve kasabaları hala Türklüğünü korumuştur. Ayrıca coğrafi bitişiklik ve sürekli göçten dolayı Tahran’da Türk dili etkinliğini korumaktadır.

  

1925 yılında Rıza Han Pehlevi’nin iktidara gelmesi ile Azerbaycan ister siyasi, ister kültürel, ister ekonomik olarak dışlanmış ve ayrımcılıklara tabi tutulmuştur. Sonuç olarak Azerbaycan ekonomisinin felce uğramasıyla Azerbaycan’dan Tahran’a sürekli bir göç meydana gelmiş ve Tahran’da zaten var olan Türk unsuru etkinliği dada pekiştirmiştir. Öyle ki bu gün en düşük tahminlere göre Tahran nüfusunun %60’ı Türk kökenlidir.  Bazı fikir sahiplerine göre günümüzde Tahran İstanbul’dan sonra en büyük Türk kentidir. Tahran’da büyük oranda Türkçesini korumuş olan Türk nüfusu dışında Türk olmayan nüfusun büyük çoğunluğu da ister istemez kulak misafirliği yoluyla Türkçe öğrenmiştir. Öyle ki bu gün Tahran’a giden herhangi bir Anadolu Türkü ve ya Kuzey Azerbaycanlı dil konusunda zorluk çekmemektedir.

  

1925 yılından sonra resmen İran adı alan bu günkü İran coğrafyasında yaşayan Türklerin planlı bir şekilde siyaset ve kültür alanlarından dışlanması Tahran ve Güney Azerbaycan Türklüğünü ekonomiye yönelmek zorunda bırakmıştır. Fakat Azerbaycan bölgesinde devletin duyarsızlığı neticesinde gelişme imkânı bulamayan Türk işadamları Tahran’a göçmek zorunda kalmışlardır ve böylece Tahran’ın iş ve piyasa ortamında Türkler hâkim duruma gelmeye başlamışlar.

 

 

İran İslam devrimi sonrasında da merkezin Azerbaycan politikasında ciddi bir değişiklik yaşanmamıştır. Azerbaycan ekonomisinin gelişmemesi Azerbaycan’dan işgücü ve işadamlarının İran’ın diğer sanayi ve ticaret merkezlerine göçünü daha da arttırmıştır. Özellikle İslam devriminden sonra Şiraz, İsfahan, Meşhet, Basra Körfezi’nin etrafındaki limanlar,  petrol bölgeleri ve körfezdeki adalar gibi büyük sanayi ve ticaret merkezlerinde Türk işçi, işadamı ve tüccardan oluşan Türk kolonileri ortaya çıkmıştır. İran’ın diğer bölgeleri ile birlikte Azerbaycan’dan Tahran’a da işçi, işadamı ve tüccar göç akımı devam etmiştir. Bu süreç başta Tahran olmak üzere İran’ın büyük üretim ve ticaret merkezlerinde Türklerin tam olarak hâkim olmasalar da ciddi şekilde etkin olmalarını sağlamıştır. Bunun yanı sıra bu süreç İran’ın dört bir yanında Türk dilinin yayılmasına neden olmuştur. Devletin bütün asimilasyon projelerine rağmen anavatanla olan sürekli ilişki sayesinde bu göçmen Türklerin büyük kısmı Türkçesini günümüze kadar koruyabilmiştir. Geçen seksen yılda Azerbaycanlı göçmenlerin İran büyük kent merkezlerine yerleşmesi, eskiden beri İran’ın merkezi (özelikle Tahran, Sava, Kum ve Erak bölgelerindeki), güneyi ve kuzey batısında yerleşen Türk toplulukları ile Azerbaycan Türklerinin yakından temasa girmesini sağlamıştır.  Bu husus belli bir ölçüde bu Türk topluluklarının milli dilini koruyabilmelerine yardımcı olmuştur.

  

İran Ekonomisinin Genel Görünüşü ve Tahran Çarşısı (Tahran Pazarı)

  

Eskiden beri diğer doğu toplumları gibi tarım ve hayvancılık ekonomisine dayanan İran ekonomisi 19.yy’dan itibaren petrol faktörünün ortaya çıkmasıyla büyük değişime uğramıştır. İlk yıllarda batılı süper güçler özellikle İngiltere’nin kontrolünde olan İran petrolünün 1951 yılında Türk soylu bir Kacar şehzadesi olan, dönem başbakanı Dr. Musaddık’ın çalışmaları sonucunda millileşmesi ile İran ekonomisinin petrol gelirine bağlanma süreci başlamıştır. 2.Pehlevi Muhammet Rıza Şah dönemindeki Amerikan güdümündeki bağımlı sanayileşme bile İslam devriminden sonra duraklamıştır. Esasen devrimin başına geçen mollaların “ İslam ekonomisi” anlayışından kaynaklanan Serbest Piyasa ekonomisi veya tam anlamıyla ifade edilmek istenirse “Çarşı (Pazar) Ekonomisi” devrim ve hemen sonrası savaş şartlarından dolayı İran ekonomisinin iskeleti haline gelmiştir. Her ne kadar son yıllarda İran devleti petrol gelirine bağlılığı azaltma ve sanayini geliştirme çabasında bulunsa da yene de bozuk alt yapı ve İslam ekonomisi anlayışı gereği bir türlü Serbest piyasa Ekonomisi (Çarşı Ekonomisi) ilkesinden vazgeçilememesi köklü bir değişimi önlemektedir. Hala her seneki devlet bütçesinin %90-95’ini petrol geliri oluşturmakta, vergi sistemi oturtulamamaktadır.

 

 

Devrimden önce de İran ekonomisinde oldukça etkili olan ve Şii geleneği gereği devlete değil din adamlarına bağlı olan Tahran çarşısı devrimin sonuçlanmasında rolü olmuştur.  Halk tarafından her zaman saygıyla karşılanan çarşı esnafı dini devrim yanlısı din adamlarını finanse etmiş, din adamlarının çizgisinin dışına çıkmamıştır. Çarşı esnafı genellikle avam kitle hareketlerini organize etmekte din adamlarının yayında yer almış, onlara aktif destek vermiştir. Zaten mollalar da esnafı din adamlarından sonra toplumun ikinci önde gelen katmanı olarak tanımlayan Şii kültürüne dayalı toplumsal düzeni savunmakla esnafın çıkarlarını savunmuş oluyorlardı.

  

Bazısı bilinen fakat bir kısmı daha perde arkasına saklı olan nedenlerden dolayı, İslam devrimi başarılı olmuş ve devrimden sonra yine de mucizevî! bir şekilde belli bir ekole bağlı din adamları bütün rakipleri kısa sürede darmadağın ederek iktidara geldiler. 

 

Devrimden sonra yönetimin iskeletini birinci sırada din adamları ve ikinci sırada çarşıdan çıkan esnaflar oluşturmuştur. Dolayısıyla da dini kurumlardan sonra başta Tahran olmak üzere büyük kent merkezlerindeki çarşılar rejimin dayanakları ve kaleleri haline gelmiştir. Devrimden sonra bir anlamda iktidar simgesi olan dini medreselerle haklın arasındaki halka haline gelen çarşı daha da önem kazanmış ve doğrudan büyük kent merkezlerinin kalbi haline gelmiştir. Öyle ki simgesel olarak büyük şehirlerde çarşının açık olması ve çalışması şehirde hayatın devam etmesi, çarşının kapanması ise şehrin resmen tatilde olması anlamına gelmiştir.

 

 

Çarşıdan çıkıp yönetim kadrosu haline gelen eski esnaflar çoğunlukla çarşı ile ilişkisini kesmemiş, kurdukları bazı kuruluşlar vasıtasıyla ülke sermayesinin döndüğü çarşının ve dolayısıyla şehrin nabzını ellerinde tutmaya çalışmışlar. Bu kuruluşların en etkini “Heyet-haye Mutelife-ye İslami” (Birleşmiş İslami Heyetler) adı ile bilinmektedir. Bu kurum bütün ününe rağmen kırmızıçizgilerin içinde yer almakta ve hakkında her hangi bir araştırma veya bilgi edinilmesi son derece zordur. Kuruma mensup kişiler genelde resmi bir görev almamaları halde son derece güçlü adamlardır. Bademçiyan ve Askerovladi kurumun önde gelen isimleridir.

  

Fakat son yılların İran’da bütün alanlarda ve her yerde olduğu gibi Tahran Çarşısı ve diğer büyük kent merkezlerindeki çarşılarda da genç nesil ile devrim kuşağı arasında ciddi bir kopukluk meydana gelmiştir. Başta ekonomik baskı ve bıktırıcı toplumsal sıkıştırmalardan yorulan genç kuşak devrim kuşağının ve İslami yönetimin normlarına uymamakta ve zaman zaman geri tepmektedir. İran’ın iki temel taşı ve toplam nüfusun %85’ini oluşturan Türk ve Fars kitlelerini birbirine bağlayan halka olan Şiilik İran’ı formalaştıran ve ayakta tutan tek etken olmuştur. İslam Cumhuriyetinin verdiği sözleri tutamaması ve devrimin gerçek yolundan sapması sonucunda Şii mezhep anlayışına dayanan siyasi İslam ideolojik krize uğramış, halk nezdinde meşruiyetini ciddi boyutlarda kaybetmiştir. Bu meşruiyet kaybı dairesi çarşı esnafını bile içine alabilmiştir.   

          

Bu gün Tahran Çarşısı ve diğer büyük çarşılar parmak sayısındaki yaşlı ve sisteme bağlı eski esnaf tarafından kontrol edilse de bazen çarşıda rejim açısından istenmeyen olaylar yaşanabilmektedir. Bu olayların en çarpıcı örneği Mayıs 2006’da Azerbaycan’da meydana gelen genel ayaklanma sırasında görüldü.

 

 

Türklerin Tahran Çarşısı’nda Rolü     

 

Daha önce de söylediğimiz üzere Tahran’ın tamamında olduğu gibi köken açısından Tahran Çarşısı’nın en etkin gurubu Türklerdir ve hatta bugün Tahran Çarşısı’nın dili Farsçadan daha çok Türkçedir. Bu demektir ki Tahran Çarşısında nerdeyse herkes Azerbaycan Türkçesinde konuşur. Tahran çarşısından çıkan devlet adamlarının da bir kısmının etnik mensubiyetleri Türk’tür. Ancak bu adamların Türkçe bilmelerine ve konuşmalarına rağmen Türklük şuurundan yoksun olduklarını söylemek mümkündür. Genel anlamda Tahran’da yaşayan orta yaş ve üstü Türk nüfusunun siyasi anlamda Türklük şuuruna sahip olduğu söylenemez.

  

Her ne kadar Tahran ve diğer önde gelen sanayi ve ticaret merkezlerinde Türkler etkin hale gelseler de anavatan Azerbaycan’da durum hiç bir zaman ciddi anamda iyileşmeyip her zaman ülke normlarının altında kalmıştır. Bu hususun başlıca nedenleri vardır ki konumuza dâhil olmadığından bu nedenlerin üzerinde durmayacağız. Kültürel ve milli tarih bazında yüzde yüz ve tam şekilde dışlanan ve hatta hor görülen Azerbaycan Türklerinin siyaset ve ekonomide de durumları parlak olmamıştır. Siyaset anlamında milli şuura sahip hiçbir Türk devlet kademelerinde yükselememiş ve Azerbaycan milli çıkarları hiçbir zaman iç ve dış politika da gözetilmemiştir. Ekonomi açısından da Azerbaycan sadece İran’ın sanayi ve ticaret merkezlerine işgücü ve semaya sağlamış, Azerbaycan’ın kendisinde ciddi bir ekonomik gelişme olmamıştır. Fars bölgelerinde yapılan devlet yatırımı Azerbaycan’ın onlar katıdır. Yani Azerbaycan’da ciddi bir devlet yatırımı olmamıştır. Azerbaycan’da işsizlik ve eğitimsizlik ülke normlarının çok daha ötesindedir. Oysaki Azerbaycan Türkleri bu gün İran adlanan coğrafyada bin yıllarca devletçilik geleneği ve tarihine sahiptir. Böylesine muazzam bir millet ve tarihi göz ardı etmek mutlaka bir gün sorunlar doğuracaktı.

  

İran-Irak savaşından sonra ülke içindeki şartların el vermesi ve aynı zamanda bölge ve dünyadaki köklü değişimler Güney Azerbaycan’da Türk toplumunun milli duygularının tekrar harekete geçmesine neden olmuştur. Bölge ve İran’ın içindeki hızlı ve derin deyişimler ve diğer taraftan da Azerbaycan Türklerinin sindiremediği ezilmişlik duygusu neticesinde 15 yıl gibi kısa bir süre de Güney Azerbaycan Türklüğü oldukça hızlı bir değişim yaşamıştır. Siyasi literatürde “Azerbaycan Milli Hareketi” olarak bilinen milli öze dönüş hareketi son dönemlerde öyle bir aşamaya geldi ki 2006 Mayıs Ayaklanması gibi bir olaya zemin yaratabildi. Güney Azerbaycan’ın tümünü kapsayan ve 50 küçük veya büyük yerleşim merkezine yayılan Mayıs Ayaklanması fikir sahiplerini hayrete düşürecek boyutlara ulaştı.

 

Azerbaycan’da ortaya çıkan milli bilinçlenme dalgası sadece Azerbaycan’la sınırlı kalmamış başta Tahran olmak üzere İran’ın diğer bölgelerinde yaşayan Türklerin arasında da yayılmaktadır.

 

 

İşte konumuz açısından önemli olan husus da Mayıs ayaklanmasında Tebriz, Urumiye, Zencan ve Erdebil gibi Azerbaycan’ın büyük şehirlerinde çarşı esnafının halka destek vermesi olmuştur. Daha önce de belirttiğimiz gibi İran’da çarşının kapanması şehirde normal hayatın durması ve şehrin tatil olması demektir. İran’da devletin dışında hiçbir güç çarşıyı kapatma yetki ve yeteneğine sahip değildir. Oysaki Mayıs Ayaklanması’nda çarşıları kontrol eden organların bütün çabalarına rağmen Azerbaycan’ın bütün kentlerinde ve hatta kasabalarında çarşılar kapandı. Bu husus tek başına bile Azerbaycan Milli Hareketi’nin ne derece yaygınlaştığını ve tabana indiğini kanıtlamaya yeter.

  

Tahran Türkleri arasında da son yıllarda ciddi bir milli bilinçlenme görülmektedir. Özellikle Tahran çarşısındaki Türk esnafı arasında harekete ciddi bir destek ortaya çıkmış durumda ve zaman zaman Azerbaycan’da yapılan faaliyetlere Tahran çarşısı esnafı tarafından yardımlar gelmektedir. Mayıs Ayaklanması’nda özellikle ayaklanmanın ikinci haftasında Neqedeh (Sulduz), Mişkin (Hiyav) ve Erdebil gibi kentlerde halkın üzerine doğrudan ateş açma sureti ile onlarca Azerbaycanlının şehit edilmesi sonrasında Tahran Türkleri arasında ciddi çalkantılar yaşanıp hatta Tahran çarşısı kapanma sınıra kadar gelmiştir. Fakat rejim ne yapıp ne edip ana kalelerinden olan Tahran Çarşısının kapanmasını önlemiştir.

  

Sonuç

 

Bu gün İran adı ile bilinen ülkenin yaklaşık olarak %40’ını ve başkent Tahran’ın en düşük tahminlere göre %60’ını Türk nüfusu oluşturmaktadır. Devlet, ordu ve rejimin en güçlü askeri ve siyasi kurumlarından olan Devrim Muhafızları’nın bütün kademelerinde ciddi huzuru olan ayrıca tarihsel ve sosyal yapı olarak büyük bir hareketlenme kapasitesine sahip olan Türk nüfusun içinde gelişmiş ve büyük bir hızla kitleselleşen milli öze dönüş süreci İran devletini ciddi şekilde endişelendirmektedir.

  

Bahsettiğimiz hususa İran’ın bütünlüğünü koruyan Şii mezhebine dayalı siyasi İslam’ın ciddi şekilde halk nezdinde sorgulandığını da eklersek, İran devletinin mantıklı davranmaması halinde nasıl bir kiriz yaşanacağını şimdiden tahmin etmek mümkündür. Günümüz İran’ının kamuoyunda din faktörünün arka plana itildiği ve onun  yerine Farslık, Türklük, Kürtlük, Araplık, Beluçluk,…vb gibi milli ve etnik kimliklerin öne geçtiği bir gerçektir.

  

Tahran Çarşısı ise Tahran Türkleri terkibinde ilerde Güney Azerbaycan Türklüğünün kullanabileceği en önemli kozlardan biri olabilir.

 

 
 
[ Geri ]