Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır


        Aylıq Yazı


Uzun illərdir Azərbaycanlıların ürəklərində həbs olan səs May ayında elə gür çıxdı ki qulaqlarını pambıqla dolduran fars şovənizmi bu səsi minlərcə agac uzaqlarda belə eşitti.  İsyan qarşısında tir tir titrəyən faşizm, olayı yüksək səslə öz aralarında danışmaqdan belə qorxurdu. Pıçıltılarla qulaqdan qulağa geçsə də, pıçıltılar belə qulaqları kar edəcək qədər yüksəlməyə başlamışdı. Bu səs əsirlərdir ”zülmə qarşı qiyam” diyən millətin təkrar ayaqlanmasının xəbərçisiydi.

May qiyami təkcə devlət gəzətində yayınlanan soycu düşüncənin ürünü olan karikator və yazıya qarşı deyil, pəhləvi rəjimi ilə başlayan və günümüzdə də dəvam edən şövənizm və soyculuğa da qarşı Azərbaycanlının güçlü cəvabi idi. Haqlı istəklərini daha da açıq şəkildə dilə gətirən millətin yenidən varoluş bağırtısı kimi idi.  Bu qiyam sanki özgürlük yelini əsdirdi.  

May olayları Azərbaycan milli qurtuluş hərəkətinin bəlki də ən somut göstərgəsidir və hətta bir dönüm noqtəsidir. Bu qiyamla bərbaər hərəkət Azərbaycanlılarıın evinə girmiş oldu, hamı özünü bu qiyamın bir parçası gördü. Yaşlı, gənç, qadın, kişi demədən şəhərlərin xiyavanlarını fəth edən Azərbaycanlılar milli hərkətin kitləsəlləşdiyini də ortaya qoydular.

Tək millət tək dövlət sevdasını illərdir qucaqlayan faşizmin əzbərini pozmuşdu bu hərəkət. Qiyamin əlyhinə birləşən muxalif və muhafəzəkar cəphələr, İranın içərisində və eşiyində qiyamın xəbərlərini baykot etməklə qalmayıb utanmadan Türkləri məhkum etdilər. Haqlı istəklərini dilə gətirdikləri onlarca insan vurularaq öldürüdü, bir çox insan yaralandı, və yüzlərcə insan rejim tərəfindən tutuldu ama heç bir şey olmamış kimi örtbas edilirdi. Ayrımcılığa dur diyən qiyami eşitməzdən gələsə də şovənizm ordusu, o günlərin səhnələrini beynindən siləbilmədi. Beyinlərinə qazılmış olan May ayı  elə bir qorxu idi ki hər hansi kiçik bir göstəri artıq rejimin ayaqlarını titrədirdi.

Bu qiyamin dördüncü il dönümündə hələ də dəvam edən tutuqlamalarla bərabər artan güvənlik önəmləri mərkəzci zehniyətin bu ayın qiyamının yenidən yüksəlməsindən qorxur. May qiyami bir xatirə deyil bir isyan simgəsidir, mucadələ biçimidir.

GÜNASKAM olaraq May qiyaminin il dönümü gününə simgələnmiş 22 may gününün onurlu mucadələmizin yol göstəricisi olması diləyirik.

 

 

İran Cumhurbaşkanlığı Seçim Süreci ve Sonrasında Güney Azerbaycan'ın Konumu

Hüseyin İsalı

Yeşil hareketin liderliğini üstlenen Musevi, Hatemi ve Rafsancani yaklaşık çeyrek asır İran yönetimini ellerinde bulundurmuşlar. Bunların yönetimi esnasında Güney Azerbaycan halkının istekleri doğrultuda hiçbir adım atılmamış ve halk bunun bilincindedir. Ayrıca yeşil hareket İran sistemi içerisindeki üst düzey yöneticiler arasında ideolojik kutuplaşma, güç ve çıkar çatışması sonucu ortaya çıkmıştır.


Yapılan bütün tartışmalara rağmen 12 Haziran 2009 ‘da İran’da cumhurbaşkanlığı seçimleri gerçekleşti. Bu seçim diğer seçimlerde olduğu gibi İran’ın kendine özgü demokrasi tezgahtarlığı ile son buldu. İran gibi ülkelerde demokrasi değil de, demokrasiye benzer bir olgu sergilenmektedir. Diğer bir deyim ile demokrasi olgusunun sadece statiksel boyutu söz konusudur. Çünkü aday olmak için dini liderin etkisi altında olduğu bilinen Koruyucular Konsey gibi kurumsal bir yapının engelleyici süzgeçlerden geçmen gerekmektedir. Dolayısı ile dini liderin onayını almak ve İslam Cumhuriyetinin resmi söyleminin dışına çıkmamak vs ön koşul niteliğindedir. Bu koşullar doğrultusunda seçimler dört adayın katımlı ile başlamıştır. Yapılan seçim hakkında her türlü yorumu ortaya koymak için seçim sürecindeki ana siyasi fikir akımları ve adayların siyasi görüşlerine kısaca değinmemiz gerekir.

İran Cumhurbaşkanlığı seçimlerine Usulgerlar ve Reformistler olmak üzere iki ana siyasi fikir öncülük etmiştir. Yeni kuşak koyu muhafazakarlardan oluşan Usulgeralar veya ilkeciler akımı kendilerinin devrimin ilke ve esaslarına derinden bağlı olduklarına inanmaktalar ve sergiledikleri tutumun devrimin esas tutumu olduğunu ileri sürmekteler. Reformistler akımı ise devrimin ilke ve esaslarına inanmakla birlikte ülkenin bazı siyasi ve kurumsal yapılarında değişiklik ve reformların devreye sokulması gereğini savunmaktalar. Bu bağlamda iki gurup arasında çok ince bir fark var. Birincisi dini lider Hamaney’nin, ikincisi ise Humeyni’nin söylemlerine vurgu yapmaktadırlar.

Yapılan seçimlerde Ahmedinejad Usulgera-İlkeciler akımının liderliğini üstlenmekteydi. Reformistlerin temsilcisi ve Azerbaycan Türkü  olan Mir Hüseyin Musevi ise devrimin ilk on yılının sembolize etmekteydi. Seçim sürecinde kendini bir Reformist Usulgera olarak takdim eden Musevi “ümit devleti” seçim sloganı ile devrimin Humeyni dönemindeki esaslarına geri dönülmesini, üretime dayalı ekonomik kalkınma sürecini geliştirme, yoksullukla mücadele etme, insan haklarını ve vatandaşlık haklarını yasal süreç kapsamına alma, hükümet ve yürütme gücünün yapısını ıslah etme, usulsüzlük ve yolsuzlukla mücadele etme, özel sektörü takviye etme, "Beytül-Mal"ı koruma ve halkın lehine kullanma, kadınların temel hak ve özgürlüklerini geliştirme, gibi vaatlerle yola çıkmıştır.

Reformist kanatın diğer adayı ise din adamı olup parlamento başkanlığı yapmış ve en azında İran siyasi literatüründe avangart kimliği ile bilinen Hüccetül İslam Mehdi Kerrubi’dir.  Kerrubi İran'daki çeşitli kavimler ve etnik, mezhebi cemaatlerin haklarının daha fazla gözetilmesi, anayasada ön görülen temel hakların etkin bir biçimde uygulanması, kadın haklarının pratikte geliştirilmesi, kadınların hükümet ve yönetime aktif bir şekilde katılması gerektiğini belirtmekteydi. Bunların yanı sıra Kerrubi bazı ekonomik paketler de sunmaktaydı.

Seçimleri diğer adayı ise eski devrim muhafızları başkanı olan Muhsin Rızai idi. Rızai Usulgeralar ve Reformistler arasında mekik yaparak seçildiği takdirde milli birlik hükümeti kuracağını, bütün siyasi ve toplumsal alanlarda bulunan potansiyel yetenekleri ülke kalkınması doğrultusunda seferber ederek ülke kalkınmasında ivme kazandıracağını ileri sürmekteydi.

 Yukarıda kısaca belirtmeye çalıştığımız şartlar altında 12 Haziran Cuma günü halkın yüksek katılımı ile seçim gerçekleşti ve seçim sonucu, 24 milyon oyla sandıktan Ahmedinejad Cumhurbaşkanı olarak çıkıverdi.  Bu süreci ardından Reformcuların ve taraftarlarının seçimi kazanacaklarına ilişkin kendilerine duydukları özgüven onları büyük hayal kırıklığına uğratmış ve ilk gün herkes şaşkınlığını saklayamamıştır. Oluşan şaşkınlık ardında Reformcu adaylar seçime hile karıştırıldığı iddiası ile seçim sonuçlarını kabul etmemiş, seçim sonucu ve seçim sürecine itiraz etmişlerdi. Bu iddia İran’da yapılan her seçimden sonra ortaya atılan iddialara bir örnektir. Seçimlerde hile yapma İran’da yaygın bir mesele haline gelmiştir. Nitekim söz konusu seçimde 3.5 milyon oya hile karıştığı Kurucular Konsey tarafında doğrulanmış. Ancak seçim sonucunu etkilemediği için önemsenmemiştir.

İran siyasi tarihinde önemli bir dönüm noktası olan bu seçim, hile ve uslusuzluk karıştırıldığı iddiası ile seçim sonuçlarına itirazlar edilmiş ve devrimden sonra ilk kez halk Tahran’da sokaklara dökülmüş ve kitlesel gösteriler gerçekleşmiştir. Önce tepki olarak ortay konulan bu itirazlar sonraki aşamalarda eylemsel tepkilere dönüşerek milyonlarca kişinin İran İslam Cumhuriyeti aleyhinde protesto gösterileri yapmasını sağlamıştır. Bu süreç İran’ın siyasi gündemini oluşturan “Yeşil Devrim”, “Yeşil Dalga” “Yeşil Hareket” gibi bazı kavramları da tartışmaya açmıştır. Yeşil Dalga veya Yeşil hareket protestoları gerçekleştiren reform yanlısı akımı ve daha sonra İran dışındaki opozisyon guruplar tarafından da benimsenen rejim muhaliflerini sembolize etmektedir. Fakat yeşil Hareket İran’ın genelini kapsayacak şekilde yaygınlaşamayıp bölgesel farklılık gösterdi. Diğer bir deyim ile İran’da yaşayan etnik guruplar ( Türkler, Kürtler, Araplar, Belüçiler) bu harekete katılmadı veya katıldıysa da çok sönük bir mahiyete sahipti. Özellikle siyasal anlamda siyasi etkinlikleri bilinen Azerbaycan Türkler bu hareketi gözlemlemeyerek uzak durmayı tercih etti.

Güney Azerbaycan ve Yeşil Dalga:

1979’dan sonra İran’da yükselen değer olarak bilinen etnik milliyetçilik rüzgârı Güney Azerbaycan’ı da etkisi altına almıştır. Başka bir ifade ile bu rüzgârın Güney Azerbaycan Türkleri arasında tarihi temeli olan kimlik arayışına ivme kazandırarak farklı bir boyuta taşınmasına sebep olmuştur desek daha doğru olacaktır. Bu dönemde milliyetçilik zemininde yüksek eğitimli yeni aydın bir kuşak oluşmuştur. Bu kuşak milli kimlik meselesine duygusal anlamda değil, daha akılcı ve bazen ideolojik anlamda yaklaşmaktadırlar. Bu neden ile Yeşil Hareket olarak nitelenen ve merkezde devrimden sonra ilk kez gerçekleşen kitlesel protestoya Azerbaycan Türkleri merkezin gösterdiği gösterge ile değil, kendi pusulaları ile bakmayı tercih etiller. Pusula farklı yönü göstermekteydi. Çünkü böyle protestolar Tahran’da ilk kez olarak gerçeklese de, devrim sonrası defalarca Tebriz’de olmuş ancak Tahran ve Fars kökenli şehirler tepki vermeyerek kendi okuduklarının dışına çıkmamayı tercih etmişler. 

İran’da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi ve akabinde oluşan Yeşil Harekete, Güney Azerbaycan Türklerinin münasebetini iki aşamalı olarak incelemek gerekir. Seçimden önce ve seçimden sonra.

 

Seçimden Önce:

Güney Azerbaycan Türklerinin İran seçimlerine yönelik sergileyecekleri davranış biçimini daha önceden de tahmin etmek mümkündür. Bunun duygusal yönünü 9. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden yola çıkarak anlamaktayız. 2005 seçimlerinde siyasi kimliği ile fazla bilenmeyen ve milliyetçi bir düşünceye sahip olmayan aday M. Mehralizade Türklerin bölgesinden en fazla oyu almıştır. Bu da adayın etnik kökeninin önemini ortaya koymaktadır.

Güney Azerbaycan’ın merkeze olan münasebetin sırrını ise 2006 Mayıs hareketinde aramak lazımdır. Karikatür krizi veya Böcek Krizi de olarak bilinen olay Mayıs 2006’da Güney Azerbaycan’ın bütün şehirlerinde halka ayaklanmasına ve kitlesel protestolara sebep olmuştur. Bu protestolarda ortaya atılan sloganlar Azerbaycan’ın merkeze olan yaklaşımını sergilemekteydi. Bu neden ile söz konusu sloganların bir kısmına yeniden göz atmakta fayda vardır. Bu sloganların bazıları aşağıda verilmektedir.

“Haray haray men Türk’em” ,“Azerbaycan uyaktır Türk diline dayaktır” ( dayak- arka anlamında) “Fars dil it dili”,  “ ölüm olsun Fars şovenizmine”, “Türk milleti var olsun, düşmanları har olsun”  “Sattarhan’ın kanına yemin ederiz ki Tahran’ı yakarız” 

Bu sloganları analiz ettiğimizde iki toplum arasındaki farklılık görüşü kendini belirgin bir şekilde ibraz etmektedir. Bunun ötesinde, saklı bir şekilde ötekiler ve biz meselesi ortaya konulmaktadır. Burada merkeze karşı yeni bir merkez oluşturma çabası yatmakta, bu da bölgeler arası sorun ve isteklerin farklılığından kaynaklanmaktadır.

 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Azerbaycan Türkü olan Ekber Alemi de adaylığını koymuştur. Millet vekilliği yapmış ve reformcu harekete mensup olan Alemi Mayıs hareketlerinde yaptığı milliyetçi söylemler ile gündeme gelmiştir. Alemi Koruyucular Konseyi süzgecinde geçmeyeceğinin ve milliyetçi bir kişiliğe sahip olmadığının bilincinde idi, anacak siyasette yeni bir açılım yaparak sistem içerisinde kaybettiği pozisyonu kazanmak çabası içerisinde idi. Diğer taraftan milliyetçiler de bu mevzunun farkında olarak Alemi araç niyetinde kullanmak eylemindeydiler. Böylece milliyetçiler fırsatı kullanarak toplum içerisinde kimlik arayışının bilinçlendirme ve verdikleri haklı mücadelenin sesinin dünya kamuoyuna duyurmayı amaçlamaktaydılar. Bu gaye doğrultusunda seçim öncesinde birçok milliyetçi seçimlere destek verdi. Ancak E. Alemi Koruyucular Konseyinin onayına takıldıktan milliyetçi hareket mensupları seçimde desteklerini çektiler.

Bu aşamadan sonra Milliyetçiler, Güney Azerbaycan Türkü olan Mir Hüseyin Musevi’ye gereken desteği vermemiştir. Bunun nedeni ise Musevi’nin seçim propagandasında Azerbaycan halkının istekleri ile bağdaşan bir olgunun olmamasından kaynaklanmamaktadır. Buna rağmen Azerbaycanlıların oyların Musevi’den yana kullanmışlar.

 

 

Seçimden Sonra: 

Yukarıda belirttiğimiz gibi seçimden sonra seçim sonucuna ve yapılan uslusuzluklara itiraz mahiyetinde merkezde kitlesel protestolara gerçekleşmiş, Yeşil Dalga (Moce Sabz) adi verilen bu hareket daha sonra İsfahan, Şiraz  ve Meşhad şehirlerine taşımıştır. Bu hareket etnik guruplardan gereken desteği alamamıştır. Diğer etnik guruplarda olduğu gibi Türkler bu harekete yönelik temkinli davranmış ve bütün boyutlar ile gözlemlemeyi tercih etmişti. Bunu neden ise merkezdeki protestoların istekleri ile Azerbaycan halkının isteklerinin örtüşmemesiydi. Yeşil hareketin isteği seçimin yenilenmesi, militan güçlerin baskısının azalması, yasaların uygulanması ve gereken reformların yapılması ve demokrasinin işleyişi yönünde idi. Bu isteklerde Güney Azerbaycan halkının temel hak ve özgülükleri ile bağdaştığı bir nokta bulunmamaktadır.

Yeşil hareketin liderliğini üstlenen Musevi, Hatemi ve Rafsancani yaklaşık çeyrek asır İran yönetimini ellerinde bulundurmuşlar. Bunların yönetimi esnasında Güney Azerbaycan halkının istekleri doğrultuda hiçbir adım atılmamış ve halk bunun bilincindedir. Ayrıca yeşil hareket İran sistemi içerisindeki üst düzey yöneticiler arasında ideolojik kutuplaşma, güç ve çıkar çatışması sonucu ortaya çıkmıştır. Diğer bir ifade ile Yeşil hareket kurumaya yüz tutmuş yaşlı bir ağacı ıslahlar yaparak yeniden güçlü şekilde yeşermesine yönelik yapılan bir çabadır. Bu da Güney Azerbaycan milliyetçi hareketi stratejisine ters bir durum arz etmektedir. Diğer taraftan meşrutiyetten harekâtından günümüz kader Türkler merkezin bayraktarı olmuş.  Hiçbir harekette onları yalnız bırakmayarak İran merkezli bir sistemin kurulmasında tamamlayıcı rol üstlenmiştir. Ama sonuç Azerbaycanlılar açısında her zaman elde sıfır olmuştur. Azerbaycan Türkleri bu deneyimlerden yola çıkarak bu sefer kendi sorunlarına kendi pencerelerinde bakmayı seçmişlerdi.

 

Sonuç: 

İran açısında baktığımızda, bu süreçten sonra değişme yönelik gerçekleşecek her türlü siyasal ve sivil hareketin etnik meseleleri de kapsaması gerektiği ortaya çıkmaktadır.  Böylece etnik gurupların sorunları önümüzdeki süreçler için en temel sorun olarak gözükmekte ve İran için potansiyel tehlike olduğu aşikârdır. Bu nedenle İran’daki temel sorun sistemin onarılması değil, belki kökten bir değişim gerekmektedir.

Konuya Güney Azerbaycan milli hareketi açısından baktığımızda, milli hareket bu süreçte bütün eksiklere rağmen kendini göstermiş ve mahiyetini korumuştur. Bu da mili hareketin analiz kabiliyetinin ileri dönük olduğunun göstergesidir. Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir husus ise milli hareketin sergilediği bu tutum, merkeze dayalı oluşan bütün muhalif gurupları Azerbaycan’a karşı aynı noktada buluşmaya ve dayanışmaya itecek olmasıdır. Nitekim seçim sonrası yaptıkları yorumlarda bu yönde olmaktadır. Bu nedenle Azerbaycan mili hareketi kendi yönünü belirlemek için sadece pusula yeterli olmayacak ve yol haritasını da çizmesi lazımdır. Bunu da gereği farklı fikir veya stratejiden oluşan Azerbaycan milli hareketi mensuplarının, farklılıklarını koruyarak ayna çatı altında birleşmesi ve siyasi olgunluk çerçevesinde örgütlenmesidir.

 

 

          

    

 

 

 

 

  

 ASMEK  

 

BayBek.com

 Akhbar Rooz

 Güney Azerbaycan Öyrenci hereketi

 Sözümüz

 Azerbaycan

  Azad Tribun

 Azar Tabriz

 Yurd Net

 Durna

 Urmu Bir Olmalý