İran'ın Uzay Teknolojisinde Ulaştığı Aşamanın Uluslar Arası Yankıları

Artum Dinç*

Tasarım, üretim ve fırlatma projesi 3 yıl önceden başlatılmış olan Umut uydusu, hafif uydu türünden bir uydudur. Yörüngesi yeryüzünden 250 km. yükseklikte bulunan uydu her 24 saatte 15 defa gezegenin çevresini dolaşacaktır. Jeoloji, iletişim, meteoroloji vb. gibi alanlarda kullanılacak olan Umut uydusu görevini 3 yıl sonra tamamlayacaktır (irna1).


 

Giriş            

 

Eldeki incelemede;

          İran’ın geliştirdiği uzay teknolojisindeki son denemesi ‘Umut’ uydusu ve ‘Sefir-2’ taşıyıcı füzesinin uluslar arası güç ilişkileri ortamında nasıl yankı bulduğu ve söz konusu ortamda güç çevreleri arasındaki ilişki ve etkileşimi nasıl etkileyebileceği tartışılacaktır.

          İran’ın, Sefir-2 taşıyıcı füzesi ile yörüngeye yerleştirdiği Umut uydusu projesi aracılığı ile hedef kitlesine vermek istediği mesajların gizil ve açık işlevleri neler olabilir?

          Verilen mesaj, ulaşılan muhataplarca nasıl okundu?

          Taraflar arası güç ilişkileri süreçleri bundan sonra hangi biçim ve özelliklere bürünebilir?

          İran’ın son kullandığı uzay teknolojisinin özellikleri nelerdir?

          Elde edilmiş teknolojik başarı daha da gelişmiş teknoloji ile donanmış uzay sanayi ürünlerinin üretimini sağlayacak mı?

          Bu süreç İran, bölge ülkeleri ve küresel güçlere hangi yeni fırsatlar ve tehditleri sağlayabilir?

gibi sorular üzerinde durulacaktır.

 

Yaptırımlar Altında İran’ın Uzay Operasyonu

 

3 Şubat 2009 sabahı İran haber ajansları; önceki gece yarısı, Sefir-2 taşıyıcı roketiyle uzaya fırlatılmış Umut uydusunun dünya yörüngesine yerleştirildiğinin haberini verdiler.

 

Tasarım, üretim ve fırlatma projesi 3 yıl önceden başlatılmış olan Umut uydusu, hafif uydu türünden bir uydudur. Yörüngesi yeryüzünden 250 km. yükseklikte bulunan uydu her 24 saatte 15 defa gezegenin çevresini dolaşacaktır. Jeoloji, iletişim, meteoroloji vb. gibi alanlarda kullanılacak olan Umut uydusu görevini 3 yıl sonra tamamlayacaktır (irna1).

 

Menzili 250 km. yükseklikte olan iki aşamalı Sefir-2 roketi 26 ton ağırlık, 22,2 m. uzunluk ve 1,25 m. çapındadır (radikal 1 ve 2).

 

Uzay teknolojisi ile ilgili İran’ın geliştirdiği projeler Ekim 2005’te Rus füzesi ile fırlatılan Sina-1 uydusu ile başlatılmıştır. Ardından Şubat 2007’de uydu taşıyıcısı Kaşif-1 füzesini başarı ile denemiştir. Eylül 2008’de ise Sefir adlı bir uydu taşıyıcı roketi denenmiş ve en son 2 Şubat gece yarısı Umut uydusunu taşıyan Sefir-2 roketini başarı ile fırlatmıştır.

 

İran’ın uzay sanayi yetkilileri yakın gelecekte son teknolojik özelliklere sahip gelişmiş füze ve uydu türlerini üretmeye başlayacaklarından söz etmektedirler. İran Savunma Bakanı yakında daha da gelişmiş teknik özelliklere sahip ‘Misbah’ uydusunu yörüngeye yerleştireceklerinin haberini verdi (www.isna.ir).  

 

Lübnan’da yayınlanan Essafir gazetesi İranlı yetkililerin verdikleri bilgilere dayanarak bu ülkenin 2010 yılına dek 4 ayrı gelişmiş uyduyu yörüngeye yerleştireceklerini yazdı. İran Savunma Bakanlığı yetkilileri bu adımı, uzay teknolojisinde ilerlemeye yönelik atılacak adımların ilki olarak değerlendirdi (irna2).

Batı kaynaklı kimi çevreler İran’ın gerçekleştirdiği bu projenin abartılmaması gerektiğine değinmektedirler. Washington’da bulunan Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü’nün (Instıtute for Science and International Security) başkanı David Albright, “Roket karmaşık/sofistike değildir. ... Bu deneme, uzun menzilli ve çok aşamalı füze teknolojisine henüz ulaşılamadığını gösterir.” demiştir. David Albright’a göre, “İran’ın bu noktada bu uyduyu kullanma niyeti açık değildir ve bu fırlatma nedeniyle hiç bir alarm zili de yoktur. Bu çeşit uydu teknolojisi, 1957’deki Sputnik’le birlikte uzun zamandan beri zaten vardır.” (Eli, 2009)

ABD’li uzay fizikçisi Jonathan McDowell, Associated Press’e verdiği bilgi ve yorumlarda düşüncelerini şöyle açıklamaktadır: “İran’ın uydu taşıyıcı füze teknolojisine ulaştığı olgu, onarlın atom bombası üretme gücüne eriştikleri anlamına gelmez. Fakat bu gelişme onların uluslar arası ilişkiler alanındaki direnme gücünü arttırabilir. Onlar karşılıklı saygı bekliyorlar. Onlar roket teknolojilerini geliştirmek için bu teknolojiye sahip ülkelerden icazet/izin alma anlayışına karşılar.” McDowell’e göre iki aşamalı roket fırlatma olgusu ileriye doğru gelişmeler için önemli bir adımdır. En önemlisi ise böyle bir gelişmenin uluslar arası ambargo ve yaptırımlar altında gerçekleşebilmesidir. “Onlar bu gibi koşullar altında yörüngeye uydu yerleştirmenin pek de çetin bir iş olmadığını kanıtladılar.” (irna2)

 

İranlı yetkililer uzay teknolojisi alanında gelinen aşamayı önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirip bundan sonra uluslar arası alanda saygınlığı ve değeri yükselmiş bir İran’ın varlığından söz etmektedirler. İngiltere’de yayınlanan The Guardian gazetesi, İran’ın bu gibi girişimlerini “eski İran’ın İmparatorluk gücünü” yeniden kurma tutkusunun dışa vurumu olarak değerlendirdi. El Cezire televizyonu NATO uzmanlarının “böylelikle İran Güneydoğu Avrupa ve İsrail’i vurabilecek füzelere sahip olduğunu göstermiştir”, düşüncesini dile getirdiklerini aktardı.

 

Görünen şu ki ekonomik sıkıntılarla boğuşan, BM yaptırımları ve Batılı güçlerin baskısı altında bulunan İran; uzay sanayi, atom enerjisi ve nano teknolojisi alanlarında izlediği programlar ve geliştirdiği projeler ile uluslar arası güç odağına çevrilmek tutkusunu bütün olanaklarını kullanarak gerçekleştirmek azmindedir. 

 

İran’ın Dünyaya Verdiği Mesajın Gizil ve Açık İşlevleri

 

İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad olayın ardından verdiği mesajlarda şu sözleri dile getirdi; “Dünya emperyalizminin ekonomik ambargo ve baskıları altında, herhangi bir dış yardım olmadan, sadece İranlı bilim insanlarının katkılarıyla gerçekleştirilen bu büyük olay İran’ın uluslar arası konumunu değiştirecektir.” Ahmedinejad teknolojik ilerlemelerin “İmamı Zaman’ın koruması altında” gerçekleştiği ve “bilimi bir ilahi açıdan” değerlendirdiklerini söyleyerek uydunun uzaya “dünyada tek tanrılı inancı, barış ve adaleti yaymak” için gönderdiklerini açıkladı.

 

Karşılıklı saygı, diyalog ve aklıselimin olduğu bir döneme girildiğini söyleyen İran Cumhurbaşkanı “mevcut küresel problemler artık bombalar ve füzelerle çözülemiyor” dedi. Batı ile dostluğa ve küresel sorunlara çözüm getirme konusunda yardımcı olmaya hazır olduklarını belirten Ahmedinejad “kabadayılık söylemleri geride kaldı”, dedi.

 

Ürdün’de yayınlanan Eddestur gazetesinin verdiği habere göre bir İranlı siyaset analizcisi; “Uydunun fırlatılmasıyla dünya İran’ın ne kadar güçlü olduğunu görmüştür. Şimdi bizimle doğru yöntemlerle geçinmeleri gerekmektedir”, dedi. 

 

Adis Ababa’da Afrika Birliği Konferansı’na katılmış olan İran Dışişleri Bakanı M. Mottaki “projenin tamamen barışçıl amaçlar ve ülkenin gereksinimlerini karşılamaya yönelik hizmet vereceğini” söyledi (irna2).

 

İran atom enerjisi, uzay ve nano teknolojisinde geliştirdiği projelerin uygulama aşamasına geçirilmesini bir fırsat olarak değerlendirip farklı hedef kitlelerine gücünü duyurmak ve mesajını iletmek istemiştir. Umut uydusunun yörüngeye fırlatılması ile İran’da iktidarı elinde bulunduran güç çevrelerinin; iç kamuoyu ve muhalif çevrelerin yanı sıra, uluslar arası kamuoyu ve güç çevrelerine hitaben verdiği mesajlar vardı.

 

 

Verilen Mesajın İç Kamuoyu ve Güç Çevrelerinde Oluşturduğu Yankılar

 

İktidarı elinde bulunduran muhafazakar kesim uydunun fırlatılmasını önemli bir ulusal başarı olarak gösterip iç kamuoyunda Fars milliyetçiliği duygularını kabartarak önümüzdeki Haziran’da gerçekleşecek olan cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik yatırım amacını güttüğü de düşünülebilir. Böylece demokratikleşme karşıtı güç çevrelerinin yeni meydan okuyuşlarına zemin hazırlanıp totalitarizm yanlısı çevrelerin kamuoyu nezdinde sempati kazanabilmeleri olası kılınabilir.

 

Muhafazakar ve devrim ilkelerine bağlı çevrelerin yorum ve açıklamalarına karşı kendilerini reformcu ve demokrat olarak tanımlayan kimi muhalif çevreler yukarıda açıklanan yaklaşımların tersini savunmaktadırlar. Bu kesimler, bilim ve teknolojide ilerleme sürecini taviz vermeden yürütmekle birlikte uluslar arası kamuoyu ve güç çevrelerinin olumsuz tepkilerini çekmeden de söz konusu girişimler gerçekleşebilirdi görüşünü savunmaktadırlar. Reformcu kesimler, şu anda iktidarda bulunan muhafazakar kesimin milliyetçi duygularla meydan okurcasına açıklamalarını eleştirerek, onların uluslar arası toplumu ikna etme ve sürecin gerçekten barışçıl amaçlar izlediğini kanıtlama yönünde gösterdikleri girişimleri yetersiz ve güvencesiz bulmaktadırlar.

 

İran aleyhinde gelişen uluslar arası ilişkilerdeki süreçleri bir fırsat olarak değerlendiren ve dış güçlerin yardımı ile rejimi değiştirmeye umut besleyen kimi muhalif Fars milliyetçisi olan güç çevreleri; mevcut rejimle İran’ın, uzay teknolojisi ve atom enerjisi alanlarında gerçekleştireceği herhangi bir ilerleme projesinin, hem İran’da demokratikleşme sürecini hem de bölge ve uluslar arası güvenliği tehlikeye atabileceği görüşündedirler.

 

Santralist muhalefetin dışında, etnik kimlikleri ile (Azerbaycan Türkleri, Araplar, Beluçlar, Kürtler ve Türkmenler) ön plana çıkan muhalif çevreler; Ahmedinejad’ın verdiği “barış” ve “adalet” mesajını eleştirerek; demokratikleşme, insan hak ve özgürlüklerine saygı ve etnik azınlıklara karşı yürütülen kültürel yok etme uygulamalarının yoğunlaştırıldığını anımsatarak; “barış” ve “adalet”i gerçek anlamda, önce denetimleri altında tuttukları ülke içinde nasıl uyguladıklarına bakmaları gerektiğini söylemektedirler.

 

Bütün bu yaklaşımların yanı sıra unutulmaması gereken gerçek şu ki; İran’da siyasal erki elinde bulunduran kesimler kendi meşruiyet kaynaklarını halktan değil gökyüzünden verilmiş ilahi yetkide bulmaktadırlar. Bu anlayış İran anayasasının temel felsefesini oluşturarak birçok maddesinde de kendini açıkça göstermektedir. Karar alma mekanizmasında yetkilerin neredeyse tamamının, ilahi yetki ve göreve sahip tek bir kişinin (Velayet-i Fakih’in) elinde bulunduğu bir rejimde yeryüzü kavramları (demokrasi, çoğulculuk, hukuk devleti, laiklik vb.) ile eşitlikçi güç dağılımından söz etmek herhalde abes bir eğilim ve eylem olsa gerek.

 

Devlet ve hükümet yetkililerinin olayla ilgili verdikleri çeşitli demeçlerde İran’ın; ekonomik büyüme, bilim ve teknolojide önemli ataklar geliştirme, kendi dini ve ideolojik görüşleri temelinde dünyaya yeni bir düzen getirme ve çekim gücü merkezine çevrilme yolunda sürekli ilerleme sürecinde olduğu vurgulanmaktadır. Muhalif çevreler ise Ahmedinejad dönemini İran’ın en kötü ve rasgele yönetildiği bir dönem olarak tanımlayıp; işsizliğin arttığı, gelir düzeyinin düştüğü, yoksulluk oranının yükseldiği, uyuşturucu madde kullanımı ve fuhuşun geniş bir biçimde yayıldığı, gelir dağılımında eşitsizliğin, etnik ayrımcılığın, siyasi tutukluların arttığı vb. gibi olumsuzluklara vurgu yapmaktadırlar.

 

İran’da akışan ekonomik, politik, sosyal ve kültürel süreçler farklı güç çevrelerince farklı yorumlana dursun; fakat görünen şu ki bir İran sosyoloğu Cevat Tebatabayi’nin yazdığı kitabına verdiği (İran’da sosyal yapının çöküşü) adda söz konusu çöküş sürecini yörüngeye uydu fırlatma gibi olaylarla durdurmak zor görünmektedir.

 

Verilen Mesajın Uluslar Arası Kamuoyu ve Güç Çevrelerinde Oluşturduğu Yankılar

        

BBC haber ajansının Washington’daki diplomatik işlerden sorumlu muhabiri Jonathan Marcus’a göre uluslar arası ilgi Umut uydusuna değil Sefir-2 füzesinedir. İran’ın bu türden (iki aşamalı) füze üretip kullanması bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir. Asıl kaygı, İran’ın füze üretimi teknolojisinde geldiği son aşamanın ne olduğudur. Çünkü uydu taşıyıcı füzeler ile balistik füzeler arasında teknik açıdan çok az bir fark var (bbc1).    

 

Batı, uydu fırlatmada kullanılan teknolojinin, nükleer başlık taşıyabilen uzun menzilli füze geliştirme çalışmalarına aktarılmasından korkuyor. ABD ve Batılı diğer bazı ülkeler, İran’ın nükleer silah üretmek için kapasitesini arttırmaya çalıştığını düşünüyor.

 

Rusya, Çin ve Kuzey Kore cephesinin; İran’ın yörüngeye uydu yerleştirme eylemine yeşil ışık yakarak dolaylı yollarla destek verdikleri söylenmektedir. “Düşmanımın düşmanı dostumdur” deyişinden yola çıkarak kendi saflarında güçlü bir ABD ve Batı karşıtı İran’ın bulunması bu ülkeleri hiç de rahatsız etmemektedir. Hele sağladıkları teknolojik destek ve olanaklar karşısında milyarlarca dolar finansal kaynak elde ettikleri düşünülürse, söz konusu yaklaşımın mantığı açıkça anlaşılabilir.

 

Konuyla ilgili Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Azerbaycan ve Türkiye’nin sessiz kalmaları dikkat çekicidir. Körfez ülkelerinin resmi makamları bu olay ve süreci yakından izleyerek dolaylı da olsa duydukları kaygıyı belirtmişlerdir. ABD’nin başını çektiği Batı cephesi, İran’ı söz konusu ülkeler için sürekli bir tehdit kaynağı olarak göstermiştir. Arap dünyasında Suriye ve Hamas dışında hiçbir devlet olayla ilgili memnuniyetini belirtmiş değildir.      

 

Politik gözlemciler, Obama döneminde Almanya’nın Wiesbaden kentinde toplanacak 5+1 grubu ülkelerinin müzakerelerine başlamaları öncesi, İran’ın uydu fırlatmasını önemli bir olay olarak değerlendiriyorlar. İran, muhatapları karşısında daha güçlü bir konum elde etmek peşinde olduğu izlenimini vermektedir. Batı İran’ın balistik füze geliştirebilecek kapasiteye sahip olduğundan kuşku duymaktadır. Böyle bir ortamda Sefir-2 taşıyıcı roketi ile Umut uydusunun fırlatılması İran-ABD ilişkilerinin iyileşmesine olumsuz etki bırakabilir (bbc2). 

 

Obama yönetimi, uydu fırlatma teknolojisi ile gelişmiş balistik füze yapımı arasında bir örtüşme olduğunu düşünmektedir. Pentagon sözcüsü, Geoffrey Morrell, “Bu, İran ve onun uzun menzilli balistik füze programını geliştirme yönündeki sürekli girişimleriyle kesin olarak ilgilenmemiz için bir nedendir.” Amerika’nın eski Birleşmiş Milletler temsilcisi John Bolton, “onların füze fırlatmış olmaları hala önemli bir olaydır; ilkel teknoloji bile seni öldürebilir” demektedir. Bolton şöyle ekler: “Yörüngeye uydu yerleştirmek, bir şehri nükleer silahla vurmakla aynı şey değildir. Gerçek (the fact), onların kendi programlarını ilerletmeyi sürdürdükleridir. Yaygaracı olmamalıyız, ama yılgınlık da göstermemeliyiz.” Zvi Kaplan’a (İsrail space agency’in başkanı) göre, İran’da bilim ve teknoloji gelişmemiş olabilir, ama İranlı bilim adamları yurt dışına çıkıp çalışarak bilgi ve teknoloji çağının bilgisini elde edebiliyorlar. (Eli, 2009)

Beyaz Saray yönetimi ise, İran’ın yanı sıra Kuzey Kore’nin füze geliştirme girişimleri konusunda da kaygı duyduğunu bildirdi. Beyaz Saray sözcüsü Robert Gibbs, ABD’nin kırmızı çizgilerini vurgulayarak, “Taşıma kapasiteli füze geliştirilmesi, yasadışı nükleer program yürütülmesi ya da İsrail’in tehdit edilmesine yönelik her tür çaba, Amerikan yönetimi için ciddi bir endişe kaynağıdır” dedi. 

 

İran`ın uydu fırlatma meselesi, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton`ın Washington`da Alman meslektaşı Frank-Walter Steinmeier ile yaptığı görüşmeye de damgasını vurdu. Clinton İran`ın, nükleer programını durdurmasını talep eden BM kararlarına uymaması durumunda sonuçlarına katlanacağı uyarısında bulundu. Clinton, Başkan Obama’nın İran ile çetin ve doğrudan diplomasiyi destekleme niyetini gösterdiğini, ancak İran`ın BM kararları uyarınca nükleer programını durdurması gerektiğini söyledi. Hillary Clinton, ABD ve Almanya`nın İran`ın uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmesi konusunda işbirliği içinde olması gerektiğini de belirtti.

 

Amerikan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Robert Wood, İran’ın uydu fırlatmasını kaygı verici bir olay olarak değerlendirip balistik füzelerin geliştirilmesine yol açabileceğini söyledi. Ayrıca Birleşmiş Milletler kararnamelerinin İran’a herhangi bir füze geliştirme etkinliğine katılmasını yasakladığını anımsattı (www.voanews.com).

 

ABD’nin resmi yetkilerinin yanı sıra İngiltere, Fransa ve Almanya resmileri de olaydan duydukları kaygıyı aşağıdaki sözlerle dile getirdiler:

 

            İngiltere Dışişleri Bakan Yardımcısı Bill Rammell füzenin fırlatılmasının “İran’ın niyetleri hakkındaki ciddi kaygıların altını çizdiğini” söyledi. O, İngiltere’nin gelişmeleri derinlemesine incelemekte olduğunu söyledi. Rammell “Uydu fırlatma teknolojisinin çifte kullanım alanı vardır” diye konuştu (bbc3).

 

            Deutsche Welle’nin verdiği haberde Almanya Dışişleri Bakanı Steinmeier; olayı endişe verici ve rahatsız edici bir gelişme olarak değerlendirip “bu, İran’ın muktedir olduğu teknik ilerlemeyi ve tehditleri bir kez daha açıkça göstermektedir”, dedi. 

 

            Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Eric Chevallier, “Uydunun fırlatılması bizi endişelendirdi. Çünkü bu teknoloji ile balistik füze teknolojisi birbirine çok yakın. İran’ın askeri nükleer kapasitesini geliştirmesiyle ilgili bağ kurmamak mümkün değildir”, dedi (www.voanews.com).

 

Durumdan Kaynaklanan Tehditler ve Fırsatlar

 

            Metnin içinde de değinildiği gibi temel sorun Umut uydusu değil, taşıyıcı roket Sefir-2’dir. Çünkü uzmanların da açıklamalarına göre balistik füzelerde kullanılan teknik özellikler bu gibi füzelerde kullanılan teknik özelliklerle yüksek bir oranda örtüşmektedir. Ayrıca İran’ın bugün elinde bulundurduğu füze kabiliyetleri tam olarak bilinmemekle birlikte gelecekte de füze kabiliyetlerini geliştirmeyeceği ile ilgili elde herhangi bir güvence bulunmamaktadır.

 

            İran bugün geliştirdiği ve geliştirmek istediği füze teknolojisi ile sadece Ortadoğu, Kafkaslar, Orta Asya, Afganistan ve Pakistan’ı değil Güneydoğu Avrupa’yı da vurabilecek güçtedir. Bu durum bölgede silah yarışmasına yol açmış ve çeşitli silah üreticisi sermaye çevrelerine piyasa imkanı sağlamıştır. Bu durumdan ABD başta olmakla Batının silah sanayindeki sermaye çevreleri kadar Rusya, Çin ve Kuzey Kore’nin de silah sanayindeki sermaye çevreleri kar çıkarmak istemiş ve istemektedir. Ayrıca bu süreç sadece silah sanayindeki piyasa payı ile sınırlı kalacak bir süreç değil; siyasal, ticari ve ekonomik saflaşmaları da beraberinde getirmektedir.

 

            Her ne kadar İran söz konusu uydu projesi ile birlikte uluslar arası toplumda konumunun güçlendiği, saygınlığının arttığı ve artacağından söz etse de; özellikle Batı yanlısı bölge ülkeleri ve Batı, İran’ın bu türden girişimlerini bahane ederek İran ve İran’a teknolojik destek sağlayan ülkelere karşı kendilerini savunacak önlemleri almaya ve durumdan kar çıkarma amacı ile kendi çıkarları doğrultusunda yeni fırsatlar oluşturmaya gideceklerdir.

 

ABD ve Batılı ortakları söz konusu durumdan kendi çıkarları doğrultusunda yeni fırsatlar oluşturma politikaları kapsamında İran’ın uydu taşıyıcı füze teknolojisine sahip olduğunu bir tehlike nedeni göstererek;

          Özellikle Körfez ülkelerine savunma amaçlı geleneksel silahlarını satma,

          İsrail’in güvenliğinin tehdit edildiğini vurgulayarak bu ülkeye nükleer silah geliştirme dahil her türlü savunma mekanizmalarını kullanma hakkı tanıyıp uluslar arası atom enerjisi örgütünün denetim ve yaptırımlarından muaf tutmak,

          Aslında Rusya’yı kuşatma ve füze sistemini zayıflatma amacını taşıyan Polonya ve Çek Cumhuriyetlerine yerleştirilmiş olan gelişmiş füze savunma sistemini, Avrupa’yı İran tehdidine karşı koruyormuş gibi bir izlenim vermek,

          Sadece bununla sınırlı kalmayıp İran’ın füze tehdidini neden göstererek Doğu Akdeniz ve Güneydoğu Avrupa’nın yanı sıra Kafkaslar ve Orta Asya’ya yayılarak da füze savunma sistemlerini yerleştirmek,

          İran’ın füze tehdidi ile ilgili Rusya ile ortak savunma sistemleri oluşturmaya varıncaya kadar (ki Rusya’nın füze savunma sistemlerine girme ve bilgi edinme amacını güden bir proje olabilir) bir “savunma” ağı oluşturma amacını gütmektedir.

 

Yukarıda maddeler halinde verilmiş bilgilerle ilgili daha ayrıntılı olarak bkz. (Dinshaw & Ferguson, 2009), (bbc2) ve (bbc1)

 

Görünen ABD ve çıkar ortakları, İran’ın füze yeteneklerini kendi çıkarları için bir tehdit kaynağı olarak göstermekle birlikte, sadece Rusya’yı değil, bunun yanı sıra Çin, K. Kore ve İran’ı da kapsayacak bir askeri kuşatma ağı oluşturma projesini gerçekleştirmek amacını gütmektedir. Sürecin başarılı olup olamayacağını kestirmek şimdilik güçtür.

 

* Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 

 

Kaynakça

 

1. Lake, Eli (3 Şubat 2009). “Iran Zooms into Space with 50-year-old Technology”, http://washingtontimes.com/news/2009/feb/03/iran-zooms-space-50-year-old-technology/ (alınma tarihi: 05.02.2009).

2. Mistry, Dinshaw & Ferguson, Charles D. (4 Şubat 2009). “Iran’s Missiles: Don’t Go Ballistic”, http://www.iht.com/articles/2009/02/04/opinion/edmistry.php (alınma tarihi: 05.02.2009).

3. (irna1) http://www5.irna.ir/View/FullStory/?NewsId=335479

4. (irna2) http://www5.irna.ir/View/FullStory/?NewsId=339199

5. http://www.isna.ir/ISNA/NewsView.aspx?ID=News-1283866

6.(radikal1)http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=920048&Date=04.02.2009&CategoryID=100;

7. (radikal2)http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=920065&Date=08.02.2009&CategoryID=81

8. (bbc1) http://www.bbc.co.uk/persian/iran/2009/02/090203_shr_iransatellite_marcus.shtml

9. (bbc2) http://www.bbc.co.uk/persian/iran/2009/02/090203_shr_jb_iran_satellite.shtml

10. (bbc3) http://www.bbc.co.uk/persian/iran/2009/02/090203_iran_satellite_reax.shtml

11. (bbc4) http://www.bbc.co.uk/persian/iran/2008/11/090204_shr_bb_miliband_bbcamerica.shtml

http://www.voanews.com/persian/2009-02-03-voa10.cfm