İran'ın Doğal Gaz Siyaseti ve Türkiye

Arif Keskin

İran’ın boru hattı projelerinin gerçekçi olabilmesi için doğal gaz yataklarında yeni yatırımlara ve üretimi artırmaya ihtiyacı vardır. Bu yatırımlar ise nükleer gerginlik nedeniyle gerçekleşmemektedir. 

 

İran’ın ekonomik ve siyasi hayatında petrolün önemini vurgulamaya gerek yoktur. İran ekonomisi uzun zaman petrole dayalı bir ekonomiyken, son zamanlarda özellikle de doğal gaz ekonomide önemli yer tutmaya başlamıştır. Doğal gaz bir taraftan ekonomik kaynak sağlarken, diğer taraftan siyasi ve stratejik güç unsuru olmaya başlamıştır. Rusya-Gürcistan gerginliği, enerji bağımlılığının siyasi süreci etkileme potansiyelini  bir kez daha göstermiştir. Bu süreçte Rusya’nın aşırı güç kullanımından rahatsız olan Avrupa, Moskova’ya olan enerji bağımlılığı sebebiyle fazla ses çıkaramamıştır. İran da bu gücün farkındadır ve bunu kullanmak niyetindedir.

 

İran 27,5 trilyon metreküp doğal gaz rezervi ile Rusya’dan sonra dünyanın en büyük ikinci rezervlerine sahip ülke durumundadır. İran’ın hem kara hem de denizde doğal gaz yatakları bulunmaktadır. İran rezervde ikinci olmasına rağmen, üretim ve ihracatta iyi bir pozisyona sahip değildir. İran’ın günlük doğal gaz üretimi 400 milyon metreküptür ki, bunun büyük çoğunluğu iç tüketimde, bir kısmı da petrol kuyularının basıncını düzenlemek kullanılmaktadır. Ülkede özellikle son yıllarda iç tüketim artmaktadır. Yetkililere göre doğal gaz şebekesi İran nüfusunun yüzde 75’ine hizmet verebilmektedir. Doğal gaza yapılan harcama İran halkının masrafları içinde önemli bir pay tutmaktadır. İç tüketimi yüksek olan İran’ın, dünya piyasasına arzdaki payı ise oldukça düşüktür. İran’ın doğal gaz ihracatı dünyadaki toplam doğal gaz ihracatının  yüzde 1’ini aşmamaktadır.

 

İran’ın, enerji politikalarındaki bu süreci değiştirme iradesi açık şekilde görülmektedir. Nitekim İran doğal gaz ihracatını artırmak amacıyla 15 boru hattı projesi geliştirmiştir. Bu projeler genellikle İran’ın komşularıyla ilgilidir. İran’ın Türkiye, Hindistan, Pakistan, Ermenistan, Umman, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri ile boru hattı inşası girişimleri vardır. Bu projelerden Türkiye ve Ermenistan hayata geçirilebilmiştir. Başka bir ifadeyle İran sadece Türkiye ve Ermenistan’a doğal gaz satabilmektedir. İran ayrıca doğalgazını Avrupa’ya da ulaştırmak niyetindedir. Bunun gerçekleşmesi için, birincisi Türkiye, ikincisi ise Ermenistan, Gürcistan ve Ukrayna üzerinden olmak üzere iki yol düşünülmektedir.

 

Ermenistan, Türkiye’den sonra İran’ın ikinci gaz alıcısıdır. İki ülke arasında 141 kilometrelik bir boru hattı mevcuttur. İran’ın Ermenistan’a gaz satışı 2007’de başlamıştır. Buna ek olarak İran’ın Ermenistan üzerinden Avrupa’ya doğal gaz gönderme projesi mevcuttur. İki ülke arasındaki doğal gaz işbirliği, İran’ın Ermenistan’ı karşılaştığı jeopolitik kuşatmaktan çıkarma ve onu Azerbaycan ile Türkiye karşısında koruma çabası olarak yorumlanmaktadır.

 

İran’ın bir diğer projesi de, Pakistan üzerinden Hindistan’a ulaşan doğal gaz boru hattıdır. Barış Boru Hattı (IPI) olarak bilinen proje, 2 bin 700 kilometrelik bir hattır. Bu hattın gerçekleşmesi için 7 milyar dolar gerekmektedir. Bu hat için girişimler 1990’larda başlamasına rağmen bugüne kadar gerçekleşememiştir. Bu projenin önünde, Pakistan’da yerleşen radikal gruplardan kaynaklanan güvenlik sorunları, kaynak  sıkıntısı ve ABD’nin karşı çıkması gibi birtakım engeller bulunmaktadır. Pakistan bu projeyi gerçekleştirmekte kararlı iken Hindistan mesafeli durmaktadır.

 

Bu büyük projelere rağmen İran gerek doğalgaz sahalarına gerekse petrol sahalarına gerekli yatırımları yapamadığı için aynı zamanda bir doğalgaz alıcısıdır. Türkiye ve Ermenistan’a ihraç ettiği gazdan daha fazlasını Türkmenistan’dan ithal etmektedir. Türkmenistan’la 1995’te yıllık 8 milyar metreküplük bir gaz ithalatı anlaşması imzalayan İran, 1997’den itibaren bu ülkeden gaz almaya başlamıştır. İki ülke arasında 60 kilometre uzunluğunda bir boru hattı bulunmaktadır.

 

Hâlihazırda İran’ın en büyük doğalgaz müşterisi Türkiye’dir. İkili arasında 1996’da imzalanan anlaşma 2001’de sonuç vermiş ve Türkiye bugün gaz ihtiyacının yüzde 20’sini İran’dan karşılamaya başlamıştır. İki ülke bu işbirliğini genişletmek istemekte ve bu bağlamda İran gazının Avrupa’ya ulaştırılması gündeme gelmektedir. Türkiye ayrıca İran’ın doğalgaz üretimine de yatırım yapmak istemektedir. Nitekim Güney Pars sahasının bazı bölümleri üzerinde anlaşma sağlandığı bilinmektedir. Güney Pars 14 trilyon metreküp gaz rezerviyle dünyanın en büyük gaz sahasını (yüzde 8) ve İran doğal gazının yüzde 50’sini oluşturmaktadır. Türkiye-İran arasındaki diğer bir proje de İran ve Türkmenistan doğal gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmasıdır. Bu proje son zamanlarda gündeme gelmiştir. Türkmenistan doğal gazının Hazar Denizi geçişli rota yerine, İran üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması, Tahran’ın Moskova’ya bir meydan okuması olarak yorumlanabilir. Tahran uzun zaman bu projenin gerçekleşmesine mesafeli durmuş, ancak nükleer gerginlikte Rusya’dan istediği desteği alamadığını görünce projeyi kabullenmiştir.

 

Söz konusu proje İran’ın Türkiye ile doğal gaz anlaşması sonuçlandırdığı en büyük proje olması nedeniyle “prestij projesi” olarak da nitelenebilir. İran’ın enerji politikasında Türkiye’nin merkezî bir yeri olduğunu söylemek mümkündür. Türkiye’nin gelişen dinamik ekonomisi ve her gün artan doğal gaz ihtiyacı İranlıların dikkatini çekmektedir. İran, enerji işbirliği aracılığıyla Türkiye’nin dış politikasını etkileme şansına sahip olduğunu düşünmektedir. Özellikle Batı’yla yaşadığı nükleer gerginlikte Türkiye’nin en azından tarafsız kalmasını istemektedir.

 

Türkiye enerji ihtiyacının yüzde 20’sini İran’dan temin etmesine rağmen, geçmişteki bilhassa kış aylarına denk gelen gaz kesintilerinin yarattığı sıkıntılar nedeniyle iki ülke arasında bir güvensizlik bulunmaktadır. İran ve Türkiye arasındaki enerji işbirliğinde istenen gelişmenin sağlanamamasını sadece ABD’nin etkisine indirgeyerek yorumlamak doğru olmaz. ABD’nin bu anlaşmayı istemediği ve gerçekleşmemesi için baskı yaptığı bilinmekle birlikte, İran ve Türkiye’nin teknik ve mali uzlaşmazlıklarının yanı sıra bu konuda farklı bakış açıları vardır. Nitekim İran, Türkmenistan’dan aldığı doğal gazı Türkiye’ye üç katı fiyatla satmaktadır. Türkmen yetkilileri geçen kış bu fiyat farkını bahane göstererek İran’a sattıkları doğal gazı kesmişlerdir. Ayrıca Hindistan ve Pakistan’la henüz sonuçlandırılmamış olan projede öngörülen fiyat Türkiye’ye satılan gazdan yüzde 30 daha ucuzdur. Bu konu Türkiye’de pek fazla bilinmese de İran’da ciddi eleştiri konusu olmuştur. İran ve Türkiye arasında enerji geçit ülkesi olma konusunda da sessiz bir rekabetin olduğunu söylemek mümkündür. İranlılar Türkiye’nin bir enerji çekim merkezi olması konusunda çok istekli görünmemektedir. Enerji alanında güney-kuzey koridoru olma arzusu taşıyan ve Hazar Havzası ile Körfez gibi iki önemli enerji havzasına en yakın mesafede olan İran’da, bugün Batı’yla yaşanan gerginlik nedeniyle bu avantajların kullanılamadığı yaygın bir kanaattir. Bu nedenle İran’da bazı çevreler, Türkiye’nin “hak etmediği hâlde” bu rolü kapmaya çalıştığını düşünmektedirler.

 

İran’da her gün artan iç tüketim, yeni yatırım eksikliği, yenilenmemiş eski teknoloji ve Batı’yla yaşanan nükleer gerginlik İran doğal gaz siyasetini zorlaştırmaktadır. İranlı enerji uzmanlara göre bugünkü kapasite artmadığı sürece İran’ın önümüzdeki 10 sene için doğal gaz ihraç gücü bulunmamaktadır. Geçen iki kış Türkiye’de İran’dan kaynaklanan gaz kesintisinin de gösterdiği gibi, İran’ın mevcut alıcılarına gaz vermekte sıkıntı çektiği bir dönemde 15 yeni boru hattı projesi pek de gerçekçi görünmemektedir. İran’ın boru hattı girişimleri Batı-İran gerginliği çerçevesinde bir stratejik manevra aracı görüntüsü vermektedir. İran bu vesileyle bir taraftan çevre ülkelerin Batı saflarına katılmasına engel olmaya çalışmakta, diğer taraftan da yeni gaz anlaşmaları imzalayarak ABD’nin ambargo girişimlerinin sonuç vermeyeceğini göstermeye çalışmaktadır.

 

İran’ın boru hattı projelerinin gerçekçi olabilmesi için doğal gaz yataklarında yeni yatırımlara ve üretimi artırmaya ihtiyacı vardır. Bu yatırımlar ise nükleer gerginlik nedeniyle gerçekleşmemektedir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin Güney Pars’ta yapacağı yatırımın tarafların isteklerinin karşılanmasında ne denli önemli olduğu görülmektedir. Son tahlilde görünen odur ki, İran doğal gazı üzerine kısa vadede hesap yapmak mümkün değildir. İran-Türkiye arasındaki yeni doğal gaz işbirliğinin kısa vadede değil, ancak uzun vadede bir anlam ifade edebileceğini söylemek mümkündür.

kaynak: ASAM

www.asam.org.tr

 
[ Geri ]