Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır


TANITIM


GÜNASKAM-ın qurulma ideyası, 2007  ilində  Güney Azərbaycan Milli Hərəkətinin teorik boşluğunu hiss edərək ortaya atıldı və işə başladı. Güney Azərbaycan Milli Hərəkətində teorinin az olması bir çox soruna nədən olmaqdadır. Hərəkat kəmiyyət açısından güçlü olsa da, keyfiyyətini də o doğrultuda yüksəltmək lazımdır. Çünkü içəriyi dolu olmayan bir hərəkatın yaşama gücü və davamlılığı azdır. Digər bir tərəfdən də siyasi dəngələr içərisində GAMH( Güney Azərbaycan Milli Hərəkəti), özünə bir yol xəritəsi çıxarmaq zorundadır. Bu yol xəritəsinin ortaya çıxması üçün də fərqli fikirləri bilməmiz gərəkir. GÜNASKAM’ın digər bir hədəfi də bu olmuşdur.

Biz hər zaman özümüzü dünyaya anlatmaqda çətinlik çəkmişik. Çünkü bizim dünya ilə əlaqə quracaq dil və ədəbiyyatımız olmamışdır. Əgər biz özümüzü doğru bir şəkildə dünyaya anlatmasaq dünya bizim sözümüzü başa düşməyəcəkdir. Onun üçün GÜNASKAM’ın bir digər hədəflərindən birisi də dünya ilə əlaqə qurabiləcəyimiz dili və ədəbiyyatı yaratmaq olmuşdur.

GÜNASKAM, siyasi bir təşkilat deyildir. Bir düşüncə topluluğudur. Burada önəmli olan Güney məsələlərin teorik olaraq dartışılmasıdır. Biz həm qarşı cəhbənin (fars Şovinslərini) fikirlərinə yer veririk, həm də öz fikirlərimizi orda yazırıq. Digər bir tərəfdən də milli məsələ ilə bağlı oxuyucularımıza ümumi məlumat veririk. İndilik fəaliyyət alanımız internet sistemi ilə işləyirik. Üç dildə fəliyyət göztəririk. İngilizcə, Farsça, Türkçə. Əlbəttə gələcəkdə fəaliyyət alanımızı dərgi şəklinə də çevirmək hədəflərimizdən birisidir.

Editor: Davud TURAN

Mail: Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 

Rusya Federasyonu Cumhuriyetlerindeki Siyasi, Ekonomik ve Etnik Yapı ve Federasyon'da Millî Güvenlik

Bekir Demir*

Sovyetler Birliği’nin dağılması ve iki kutuplu dünya düzeninin ortadan kalkması sonucunda dünyanın siyasî, ekonomik, kültürel ve stratejik düzeninin nasıl şekil alacağı konusu çeşitli teorilerle açıklanmaya çalışılmıştır

ÖZET

Sovyetler Birliği’nin dağılması ve iki kutuplu dünya düzeninin ortadan kalkması sonucunda dünyanın siyasi, ekonomik, kültürel ve stratejik düzeninin nasıl şekilleneceği konusuyla ilgili teorilerde ve tartışmalarda Rusya’nın jeopolitik, jeostratejik, siyasi, ekonomik ve askeri durumu ve yaklaşımları önemli bir tutmaktadır. Bu teori ve tartışmaların bir kısmı yeni Federasyonun geleceği ile ilgilidir. Rusya gerçeğine ışık tutacağını düşündüğümüz bu çalışmamızda şu sorulara cevap aranmaktadır: 31 Mart 1992 tarihli Federal Anlaşma ve 1993 Rusya Anayasası ile altı farklı tipte, fakat “eşit haklı” 89 federe birimden oluşan Rusya Federasyonu’nu tehdit eden kaçınılmaz bir parçalanma/bölünme sorunu var mıdır? Bölünmeyi gerektirecek, ya da dağılmanın ayak sesleri diyebileceğimiz siyasi, ekonomik, hukukî, vb. iç faktörler oluşmuş mudur? Federal merkez (Moskova) ile federe birimler –özellikle cumhuriyetler- arasında Rusya Federasyonu’nu parçalanmaya götürecek sorunlar mevcut mudur? Cumhuriyetlerin bugünkü siyasi, ekonomik, demografik ve coğrafî durumları itibariyle Rusya’dan ayrılmaları, ya da bağımsızlık talep etmeleri ne derece mümkündür? Kısaca, günümüz itibariyle Rusya’nın millî iç güvenlik sorunu var mıdır?

 

 

Giriş

Sovyetler Birliği’nin dağılması ve iki kutuplu dünya düzeninin ortadan kalkması sonucunda dünyanın siyasî, ekonomik, kültürel ve stratejik düzeninin nasıl şekil alacağı konusu çeşitli teorilerle açıklanmaya çalışılmıştır.

Amerika merkezli yeni düzen teorileri çerçevesinde milletlerarası siyasetin öğeleri olarak, devletler hatta kıtalar için jeopolitik konumlarına, siyasî, askerî ve ekonomik şartlarına  uygun roller ve projeler üretilmiş, değişik gelişim senaryoları yazılıp çizilmiş ve tartışılmıştır.

Bu proje ve senaryolarda, özellikle Z. Brzezinski’nin “Büyük Satranç Tahtası”nda Avrasya devletlerinin jeopolitik konumu ve Avrasya coğrafyasında cereyan eden siyasal, ekonomik ve askerî olaylar ayrı bir öneme sahiptir. Önümüzdeki yıllarda ABD’nin üstünlüğünün kaçınılmaz olduğunu belirten Brzezinski’ye göre bu süper kıtanın Amerika tarafından kontrol edilip “yönetilmesi”, kendisiyle rekabet edebilecek, ABD (global) çıkarlarını tehdit edebilecek güçlü devletin yada devletlerin ortaya çıkmaması şartına bağlıdır.

Z. Brzezinski “Yeni dünya düzeni” stratejileri içerisinde Avrasya coğrafyasının öneminden bahsederken şu gerçeğe işaret etmektedir. “Dünyanın süper kıtası olan Avrasya’ya hakim olan herhangi bir güç, dünyanın ekonomik olarak en verimli üç bölgesinden ikisini oluşturan Batı Avrupa ve Doğu Asya üzerinde muazzam bir nüfuz kurabilecektir. Dünya haritasına şöyle kısaca bakmak bile bize hemen Avrasya’ya hakim olacak gücün Ortadoğu ve Avrupa’yı da otomatik olarak kontrol edeceğinin ipucunu vermektedir. Bir jeopolitik satranç tahtası konumundaki Avrasya ekseninde birbirlerinden ayrı bir Asya ve Avrupa politikası tasarlamak mümkün değildir. Avrasya ekseninde yer alan güç dengelerindeki herhangi bir değişikliğin Amerika’nın global üstünlüğü ve tarihsel mirası üzerinde can alıcı etkileri olabilecektir” .

Avrasya coğrafyasının önemli güçlerinden biri, hiç kuşkusuz, Sovyetler Birliği’nin mirasçısı Rusya Federasyonu’dur. Sovyetler sonrası dönemde Rusya’nın jeopolitik ve jeostratejik konumu, siyasî ve askerî yaklaşımları Rusya iç politikasında ve milletlerarası politika alanında önemini muhafaza etmiş, bir çok millî ve milletlerarası tartışmanın konusu olmuş ve olmaya da devam etmektedir. Aynı zamanda yeni Federasyonun geleceği ile ilgili, SSCB’nin kaderinin Rusya Federasyonu için de kaçınılmaz olduğu, federasyondan konfederasyona dönüşebileceği, hatta federasyon içerisinden yeni millî-devletlerin ortaya çıkabileceği gibi iddialar mevcuttur.         

Örneğin, “Bir Avrasya Stratejisi” adlı eserinde Brzezinski, belki de Rusya’nın SSCB gibi bir dağılma süreci yaşayacağı öngörüsünden hareketle, “federalizm sürecinin sonucunda Rusya’nın konfederasyona dönüşeceğini ve konfederatif Rusya’nın, Uzakdoğu Cumhuriyeti, Sibirya Cumhuriyeti ve Avrupa Rusyası şeklinde üç bölüme ayrılacağı, “Büyük Satranç Tahtası” adlı eserinin sonuç bölümünde ise, böyle bir bölünme sonucunda oluşacak özgür konfederasyon modeli ile Rusya’nın Avrupa, yeni Orta Asya devletleri ve Doğuyla daha rahat ekonomik ilişkiler kurabileceği tezini ileri sürmektedir.

12 Haziran 1990’da ilan ettiği Bağımsızlık Deklarasyonu ile Sovyetler Birliği’nden ayrılan, 31 Mart 1992 tarihli Federal Anlaşma ve 1993 Rusya Anayasası ile altı farklı, fakat “eşit haklı” 89 federe birimden oluşan Rusya Federasyonu’nu tehdit eden kaçınılmaz bir parçalanma/bölünme sorunu gerçekten var mıdır?  Bölünmeyi gerektirecek, ya da dağılmanın ayak sesleri diyebileceğimiz siyasî, ekonomik, hukukî, vb. iç faktörler oluşmuş mudur? Federal merkez (Moskova) ile federe birimler –özellikle cumhuriyetler- arasında Rusya Federasyonu’nu parçalanmaya götürecek sorunlar mevcut mudur? Cumhuriyetlerin bugünkü siyasî, ekonomik, demografik ve coğrafî durumları itibariyle Rusya’dan ayrılmaları, ya da bağımsızlık talep etmeleri ne derece mümkündür? Kısaca Rusya’nın günümüz itibariyle millî güvenlik sorunu var mıdır? Rusya gerçeğine ışık tutacağını düşündüğümüz bu çalışmada yukarıdaki sorulara cevap aranacaktır.

    

Genel olarak

Millî güvenlik denince, genellikle, devletin, toplumun ve vatandaşların hayati önemdeki çıkarlarının her türlü iç ve dış tehditlere ve müdahalelere karşı korunurluğu anlaşılmaktadır. Rusya’nın bugün içinde bulunduğu durumu değerlendirdiğimizde, ülkenin dış politik ve askerî güvenliği dışında ülke içi tehditlerin birincil önem kazandıklarını müşahede etmekteyiz: bu tehditler kendini devletin siyasî-idarî yapılanmasında, ekonomik alanda, sosyal ilişkilerde, eğitim, bilim, sağlık, ekoloji ve enformasyon alanlarında göstermektedir.

İçerisinde 100’den fazla farklı etnik gurubun yaşadığı Rusya’da son 10-15 yıl içinde gelişen “etnik rönesans” süreci “milletin kendi kaderini tayin hakkı”, “kendi kaderini tayini ifade eden devlet şeklini seçme hakkı”, v.b. gibi bir dizi ideolojik esaslara sahiptir. Çoğunlukla milliyetçi hareketlerin özünü oluşturan bu ve benzeri ana unsurlar farklı türlerdeki ayrılıkçı teşekküller için siyasî hedefli propaganda kaynağı olmaktadırlar.

Son yıllarda Rusya’da milliyetler arası ilişkilerde (mejnatsionalnoe otnoşenie) “milliyet fikri” üzerine vurgunun arttığı, bu fikrin milliyetçiliğe ve hatta ayrılıkçılığa (separatizm)  dönüştüğü gözlenmektedir. N.G. Skvortsov’un belirttiği gibi “etniklik ve onunla bağlantılı olarak milliyetçilik tarih içerisinde sadece varlığını korumamış, aynı zamanda siyasî ve sosyal süreçteki rolünü de artırmıştır” .

Bunun sebebi, çoğunlukla, milliyetçi eğilimlerin iktidar mücadelesi içinde olan yerel milliyetçi elit tarafından suni olarak tahrik edilmesidir. 1989-1992 yılları arasında, bir kısım özerk cumhuriyette muhalefetteki radikal milliyetçiler iktidara gelebilmek için millî bilincin  ve “antiemperyal” eğilimlerin artmasını kendi hesaplarına çok iyi değerlendirdiler. Ağustos 1991’de Moskova’daki başarısız darbe girişiminden sonra Çeçenistan’da Dudayev liderliğindeki gurubun Çeçen-İnguş Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti’ni devirerek Rusya Federasyonu’ndan ayrıldığını ilan etmesi bunun bir örneğidir.

Rusya Bilimler Akademisi Sosyo-politik Araştırmalar Enstitüsü’nün yaptığı anketlere göre, Rusya içinde ve diğer yakın ülkelerde rönesansını yaşayan dinî ideolojinin canlılık kazanması , yerel millî entelijansiya ve basın-yayın araçlarının çeşitli türlerdeki faaliyetleri cumhuriyetlerdeki ayrılıkçı hareketleri körüklemektedir .

 

Federasyon İçi Merkezkaç Eğilimler Ve Federe Birimler Arası İhtilaflar

Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının kazandırdığı ivmeyle Rusya Federasyonu içinde de merkezkaç eğilimler güçlenmeye başladı. Bu eğilimlerin kendine özgü katalizörü, Rusya Başkanı B. Yeltsin’in SSCB Başkanı M. Gorbaçov ile olan iktidar mücadelesinde özerk cumhuriyetleri yanına çekmek için (ki Gorbaçov SSCB’nin dağılmasını önlemeye yönelik, fakat özerk cumhuriyetlere birlik cumhuriyeti statüsü kazandıracak “Birlik Anlaşması”nı hazırlatıyordu), bu cumhuriyetlere egemenlik ve  bağımsızlık ya da daha fazla hak vaadinde bulunması olmuştur .  Merkezkaç eğilimlerin ortaya çıkışı o kadar etkileyici olmuştur ki, medyada, siyasî ve ilmi literatürde Rusya’nın SSCB gibi dağılması tehlikesi konusu uzun süre gündemden düşmemiştir .

1990’lı yıllar boyunca Rusya toprakları içerisinde, bağımsızlık ilan eden diğer Birlik cumhuriyetlerinde olanlardan daha az şiddette olmamak kaydıyla birçok ihtilaf ortaya çıktı. 1994’ün ortasına kadar olan sürede Moskova ile Cumhuriyetler ve diğer eyaletler arasındaki anlaşmazlıkların Rusya’yı parçalayabilecek toplumsal çelişkilere dönüşmesi tehlikesi artış gösterdi . Bu anlaşmazlıkları söyle sıralamak mümkündür:

1. Moskova ile özerk cumhuriyetler arasında, SSCB döneminde özerk olan millî idarî birimlerin  bağımsızlık ve egemenlik ilanlarından kaynaklanan anlaşmazlıklar;

2. Farklı federe birimler (subyektı federatsii)  arasındaki anlaşmazlıklar. Bunları da iki bölüme ayırabiliriz:

Özerk millî federe birimler (millî cumhuriyetler ve okruglar) ile diğer –Rus ağırlıklı- federe birimler (oblastlar ve kraylar) arasında “federal statü” konusunda çıkan anlaşmazlıklar.

Devlet yapılamasında mevcut olan problemler Rusya’nın millî güvenliği ve bütünlüğüne yönelik tehdit oluşturan unsurların da kaynaklarıdırlar. Bu problemler “sosyalist federalizm”  mirasının teorik ve pratik planda aşılması süreci ile ilgilidir. Etnik sorunların çözülmesi amacıyla oluşturulan “sosyalist federalizm” gerçekte, bir taraftan “devlet sisteminin etnizasyonu”, diğer taraftan “etnosların devletleştirilmesi” yüzünden, sürekli çatışma doğuran bir yapı ortaya çıkardı. Toplumsal bilinç tarafından 80 yıl boyunca benimsenen etnik milliyetçilik ve “sosyalist federalizm”; birinci olarak, “millet” oluşumuna engel oldu ve sonuçta Rusya’da şu ana kadar, siyasî açıdan kendi kaderini tayin etmenin bir öğesi ve devlet egemenliğinin kaynağı olacak Rus milletinin hukukî açıdan yokluğunu ifade eden “özdeşlik” krizinin üstesinden gelinemedi. İkinci olarak, SSCB’nin mirası olan “sosyalist federalizm” tecrübesi Rusya’nın devletleşmesi sürecinde konfederatif ve ayrılıkçı eğilimlerin gelişmesine yol açtı.

Özerk millî federe birimlerle Rusların ağırlıkta olduğu eyaletler arasındaki anlaşmazlıkların kaynağını 1936 tarihli Stalin Anayasası’nın devletin federe birimlerini belirleyen karşıt iki prensip oluşturmaktadır: “etnik temele dayalı olma” veya “toprak esasına dayalı olma” prensipleri. Ancak bu karmaşık ve çelişkili yapıya rağmen Sovyet Devleti  70 sene varlığını sürdürdü. Bu süreçte etkili olan faktör, istisnasız bütün federe birimlerin Moskova’ya kayıtsız şartsız bağlı Komünist Parti’li yerel liderler tarafından yönetilmeleri olmuştur. Zaten bağımsızlık açısından özerk cumhuriyetlerin diğer kray ve oblastlardan farklı bir tarafı da yoktu. Komünist Parti’nin, önce etkisinin sonrada kendisinin ortadan kalkmasıyla beraber cumhuriyetler Stalin (1936) ve Brejnev (1977) anayasalarının kendilerine tanıdığı – o zaman için sadece kağıt üstünde kalan - hakları gerçek manalarıyla talep etmeye başladılar.

Özellikle 31 Mart 1992’de Rusya Federasyonu federe birimleriyle Moskova arasında imzalanan “Federal Anlaşma”dan kaynaklanan de facto eşitsizlik statüsel anlaşmazlıkları gün yüzüne çıkardı. Zira bu anlaşma bir yandan tüm federe birimlerin resmî olarak ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda eşit hak ve yetkilere sahip olduklarını ifade ederken, bir kısmına “çok eşit haklı”, bir kısmına “az eşit haklı” statü veriyordu .

b. Federe birimler arasında toprak ve sınır konusunda çıkan anlaşmazlıklar. Örneğin Dağıstan, Çeçenistan, Kalmukistan ve diğer bazı cumhuriyetler komşu Rus eyaletlerden toprak talebinde bulunmuşlardır . Bu anlaşmazlıklardan biri olan Prigorod Rayonu sorunu Kuzey Osetya ile İnguş cumhuriyetleri arasında silahlı çatışmaya dahi dönüşmüştür.   

3. Topluluklar, cemaatler arası anlaşmazlıklar ve cumhuriyet, kray ve oblast içi ihtilaflar. Örneğin, Dağıstan Cumhuriyeti halkları arasında, Kabartay-Balkar Cumhuriyeti’ndeki temel etnik guruplar arasında, Başkurdistan’da Tatarlarla Başkurtlar arasında ve diğer bir dizi cumhuriyette benzer anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştır.

4. Farklı yerleşim yerlerinde etnik kimlikten kaynaklanan anlaşmazlıklar. Bu anlaşmazlıklar genelde, çoğunluğu oluşturan etnik gurup üyeleri ile dağınık halde yaşayan etnik azınlıklar arasında, şehirlerde iş gücü pazarındaki rekabetten, kırsal kesimlerde toprak yüzünden ve etnofobinin artmasından kaynaklanmaktadır. Rusların ağırlıkta olduğu Merkezî Rusya’da , 1991’den itibaren antikafkas eğilimler artarken, potansiyel tehlike olarak atnisemitizm varlığını korumaktadır. Diğer taraftan bir kısım cumhuriyette Rus fobisi gözle görülür biçimde hissedilmektedir.

 

Bağımsızlık İlanlarının Sonu, Yeni Federal İlişkiler Dönemi ve “Milliyet Kartı”nın Kullanılması

Cumhuriyetlerin bağımsızlık ilanlarından (1990-1991) sonra ortaya çıkan hukukî (anayasal) normlar ve merkez (Moskova) ile kurulan “anlaşmalı ilişkiler”  süreci sonucunda Ruslar ve –cumhuriyete adını veren- milletler arasındaki ilişkiler değişmeye başladı.  

Her ne kadar millî cumhuriyetlerin çoğunluğunda (Tuva, Yakutistan, Başkurdistan ve diğerleri), cumhuriyete ismini veren etnik gurup (“Titulnaya natsiya”)  sayısal üstünlüğe  sahip değilse de, yerel iktidar yetkilerinin dağılımında ve idarî görevlerin paylaşımında anılan etnik gurup lehine gelişen –“etnizatsiya”- bir eğilim karşımıza çıkmaktadır. Yine bu cumhuriyetlerde “seçimli” ve “atamalı” görev yerleri titüler etnik gurubun üyeleri tarafından işgal edilmektedir. Örneğin, Tataristan’da en küçük işletmeden başlayarak cumhuriyetin en üst makamına kadar yöneticiler yer değiştirmiştir.

Sıralamada Ruslar  ve Tatarların ardından üçüncü etnik gurup oldukları halde Başkurtlar 5 Mart 1995 Başkurdistan yüksek yasama organı “Devlet Meclisi - Kurultay” seçimleri sonucunda, Temsilciler Meclisi’nde 60 (%41,1), yasama Meclisi’nde 19 (%55,8) milletvekilliği elde etmişlerdir. Bir dizi cumhuriyette (Tataristan, Buryat, Adıgey Cumhuriyeti…) cumhurbaşkanı adaylarının Rusça’nın yanında “titüler millet”in dilini de bilmesi şartı anayasalara konularak titüler etnosun üstünlüğü/ayrıcalığı pekiştirilmiştir. Yine bir kısım cumhuriyetten (Kuzey Osetya, Tuva, Yakutistan) slav unsurların göçü hissedilir oranda artmıştır. Bugün cumhuriyetlerde “umumi vatandaşlık bilinci” yerine etnik bilinç ve idarî işgücü piyasasında etnoslar arası ihtilaflara varan rekabet ağır basmaktadır.

Cumhuriyetlerde ve eyaletlerdeki titüler etnosların millî bilinçlerinin yükselmesi, Rusya’da 1985-1990 arasında yaşanan demokratikleşme süreciyle, halkların kendi talep ve çıkarlarını açıkça ifade edebilme imkanı elde etmeleriyle, milliyetçi hareketlerle, 1990-1991’deki bağımsızlık ilanlarıyla ve Moskova ile kurulan yeni siyasî ve ekonomik ilişkilerle bağlantılı olmasına karşılık, Ruslar arasındaki millî bilincin yükselmesi sadece demokratikleşme ile değil, aynı zamanda Sovyetler Birliği’nin yıkılmasına ve özerk cumhuriyetlerde ortaya çıkan etnik meydan okumalara karşı gösterilen tepkiyle bağlantılıdır .

1994’ten sonra durumun biraz değiştiği görülür. Fakat Moskova ile federe birimler arasındaki anlaşmazlıklar, ayrılıkçı merkezkaç eğilimler varlığını devam ettirir.

Gerçekten de bu dönemde yeni bağımsızlık ilanı yoktur ve siyasî içerikli ayrılıkçı hareketler seyrek görülen olaylar haline gelmişlerdir. Bunun birçok sebebi vardır. Birincisi, Sovyetlerden geri kalan bölgelerdeki siyasî haraketliliğin genel olarak düşme eğilimine girmesi, buna paralel olarak federe birimlerin yürütme organlarının (cumhurbaşkanı ve valiler) iktidarlarını güçlendirmeleri ve Rus politikacıların daha etkin hale gelmeleridir. İkincisi, 90-92’deki gibi “mitinglerle bağımsızlık deklarasyonları” döneminin geride kaldığını kabul eden yerel liderlerin daha ölçülü hareket etmeye başlamalarıdır. Üçüncüsü, iki Çeçen savasına karar veren B. Yeltsin’in önceden kestirilemez bir kişiliğe sahip olmasının hissedilir etkisi olmuştur. Dördüncüsü, federe birimler eskisi gibi cepheleşmenin gereksizliğinin bilincindedirler; çünkü cepheleşmeye varmadan ya da şantaja başvurmadan da kendilerine gerekli olanı (siyasî, ekonomik) alabilmektedirler. Beşincisi, artık siyasî jest gösterilerinin ekonomik ve hukukî eylemlerden daha az efektif olduğu anlaşılmıştır. Kısacası girift siyasî teknolojilere sahip federe birimler ve onların liderleri 90’lı yılların başındaki modellere artık ihtiyaç duymamaktadır. Bunun yanında, her şeye rağmen ortaya çıkan bir kısım istisnalar sadece yerleşik kuralları pekiştirmektedir .

Bununla beraber, bu dönemin gündemi günlerce meşgul eden istisnalarından biri Kalmuk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Kirsan İlümjinov’un Kasım 1998’deki “Kalmuk Cumhuriyeti’nin siyasî-hukukî statüsünde değişiklik yapma, yani Rusya Federasyonu’na bağlı federe birim statüsünü reddedip Rusya ile ortak üye (assotsirovannıy çlen) olma” şeklindeki çıkışıdır. Böyle bir siyasî manevra ile İlümjinov, her şeyden önce Moskova’dan ek finanssal ayrıcalıklar ve tavizler koparma imkanı arıyordu. Diğer taraftan, bu çıkış yerel liderler arasında zincirleme bir tepki başlattı ve müstesna bir siyasî çıkış olarak algılandı. Federe birimler tarafından destekleneceğini hesap eden İlümjinov, aslında bu birimlerin çoğunluğunun gizlice hayal ettiklerini seslendirmiş oldu.

Günümüz itibariyle halklar arası ilişkiler çerçevesi içinde Rusya millî güvenliğini tehdit eden unsurlar incelendiğinde genellikle iki temel tehdit karşımıza çıkmaktadır: 1) etnoslar arası ve bununla bağlantılı dinler arası anlaşmazlıklar; 2) ayrılıkçılık (separatizm). Birincisi ülke içi (mecburî) göçe sebep olup toplumsal gerilimi artırırken, görece istikrarlı ve etnik ilişkiler bakımından daha sakin bölgelere doğrudan, millî güvenliği ilgilendiren diğer tüm öğelere de dolaylı olumsuz etkide bulunmaktadır.

Kanaatimizce Rusya’nın millî güvenliğini ilgilendiren en önemli iç problem etnoslar arası ilişkilerden doğan “ayrılıkçılık” problemidir. Çünkü ayrılıkçılık ülke bütünlüğünü tehdit etmesi, terörizmle çok yakından bağlantılı olması, toplumsal istikrara ve kişisel güvenliğe darbe vurması yönlerinden devlet için tehlike oluşturmaktadır.

1990’lı yıllarda aktif olarak federe birimlere büyük miktarlarda yetki verilmesi süreci, onların münferit hareketlerinin (obosobleniye) önkoşullarını yaratmıştır. Bunun bir sonucu olarak cumhuriyetler “münferidlik talepleri” (pretenziya na obosoblennost) etnik renk kazanan millî-devletler olarak karşımıza çıkmakta ve millî elitin iktidar ve -Rusya Anayasası’nın öngördüğünden başka- yetki mücadelesi ayrılıkçılığa varan milliyetçiliğe dönüşmektedir.

B.Yeltsin’e göre Rusya’nın güvenliğini tehdit eden etnik gerilim devletin kuruluş yapısından kaynaklanmaktadır. Herhalde bu nedenden dolayı Şubat 1994’te Federal Meclis’e gönderdiği Başkanlık Mesajı’nda Yeltsin, “ Rusya Federasyonu’nun devlet yapısının temelini oluşturan birbirine çelişik iki prensipten (etnik temele bağlı olma ve toprak esasına dayalı olma prensipleri) kaynaklanan bir çok millî problem Rus Devleti’nin güçlenmesini engellemektedir. Bugün, ne zaman devletin fonksiyon ve yetkilerinin federal ve federe birimler arasında yeniden dağıtılması gündeme gelse bu problemler net olarak karşımıza çıkmaktadır”  demektedir.

Bu çelişkili yapı, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Sovyet federalizm modelinin mirasıdır. Yani, bugünkü haliyle Rusya Federasyonu: hiyerarşiktir, asimetriktir  ve etnik temelli ve toprak  temelli federe birimlerin karışımından oluşan, federe birimlerden bir kısmının diğer federe birimin içinde olduğu , hem “anlaşmalı” (Federal Anlaşma), hem de anayasalı federasyondur. Elbetteki Sovyet federalizmi pratiği belli bir dönem için Rusya İmparatorluğu’ndan kalan bölgede yaşayan halkların ekonomik, sosyal ve kültürel hayatının gelişmesinde ve “milliyetler meselesi”nin çözümünde önemli başarılar göstermiştir. Ancak bu pratik zaman içerisinde etnik milliyetçiliğe, son tahlilde separatizme/ayrılıkçılığa yol açmıştır. Diğer bir ifadeyle uzun yıllar Sovyet toplumunun bilincinde Rusya medenî dünya görüşü (rossiyskoye grajdanskoye mirovozzreniye) değil, “her etnos kendi devletine sahip olmalıdır” fikrinden kaynaklanan ve insanları kanlarına ve milliyetlerine göre “yerli” ve “yerli olmayan” şeklinde ayıran  etnik milliyetçilik hakim olmuştur.

Amerikalı siyaset bilimci Daniel Elazar’ın da belirttiği gibi, federalizmin karşısında olan güçlerden en tehlikelisi “etnik milliyetçilik”tir. Bununla beraber Elazar, etnoslar arası anlaşmazlıklarla ilgili sorunların çözümünde en etkili aracın federalizm ve federal devlet modeli olduğu fikrinin de hala yaygın olduğunu belirtmekte ve şöyle devam etmektedir: “Gerçekten de, bir bütün olarak federasyonla kaynaşmak istemeyen, etnik prensiplere göre kurulmuş federe birimlerden müteşekkil polietnik federasyonlar yaşama şansı en az olan federasyonlardır”.    

Bugünkü millî cumhuriyetler ve diğer özerk millî federe birimler yerli halkın millî bağımsızlığını gerçekleştirme sorununa daha çok önem verme eğilimindedirler.  Bunun için de, yerel dilin (cumhuriyetlerde) devlet dili ve (özerk birimlerde) resmî dil olarak  kabul edilmesinden, sınırları içerisinde yaşayan diğer milliyetlere “millî-kültürel özerklik” uygulanmasına kadar varan farklı yöntemler kullanılmaktadır .

Rusya’nın etnopolitik yapısının heterojenliği sebebiyle taşrada milliyet kartını kullanma girişimleri farklı sonuçlar vermiştir. Bu girişimleri analiz ederek onların gerçekleştirilme tarzları ve sonuçlarını birkaç guruba ayırabiliriz .

1) Fin-Ogur cumhuriyetlerindeki (Karelya, Komi, Marı-El, Mordova, Udmurtiya) millî liderlerin aktif politik sürecin yönünü millî bağımsızlığı kazandıracak hareketlere çevirme girişimleri geniş halk kitleleri çapında destek bulamadı, ancak iktidardaki siyasî elit tarafından, - maksimum seviyede ekonomik ayrıcalık kazanma amacıyla - Moskova’ya baskı yapmak için kullanıldı.

2) Volga Boyu (Povoljya) cumhuriyetlerinin (Tataristan, Başkurdistan, Çuvaşistan) endüstriyel ve  sosyokültürel gelişmişliği bu bölgedeki etnopolitik sürece rengini vermiştir : Tataristan ve Başkurdistan’da “ayrılıkçılığa” sevk eden millî ve ekonomik faktörler birleşmiştir. Bu cumhuriyetlerdeki etnik bileşenli siyasî hareketler faaliyetlerini Rusya Devleti’nin temel prensiplerini değiştirmeye yönlendirmişlerdir . Bu halkların, yerel iktidar ve diğer resmî organlar vasıtasıyla ileri sürdükleri talepler, aslında millî ayrılmayı hedeflememekte, fakat federe birimlerin federasyon içerisinde eşitliği prensibinin onaylanması, federe birimlere “federasyonun kaynağı” statüsünün verilmesi (yani bu birimler haklarını federal merkeze veriyorlar, yoksa tersi değil) ve federe birimlerin haklarının federal merkeze karşı üstünlüğünün tasdik edilmesini amaçlamaktadır .

3) Açık bir biçimde etnik üstünlüğün ifade edildiği cumhuriyetler (Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri, Sibirya’daki cumhuriyetlerden bir kısmı, Kalmuk Cum.) ekonomik değil, millî ve siyasî sebeplerden dolayı ayrılma isteğindedirler . Bunlar esas olarak sosyal ve ekonomik yönden depresyonlu, istikrarlı gelişme perspektifleri hiç de iç açıcı olmayan cumhuriyetlerdir. Buralardaki siyasî elit bu olumsuz faktörü “siyasî ayrılıkçılıkla” tazmin etmeyi denemektedir.

Sibirya’daki cumhuriyetler (Tuva, Yakutistan, Buryat Cum.) için “siyasî ayrılıkçılığın” yansıması, Moskova’nın kadro ve finansal yardımıyla ekonomik özgürlük şartlarının yaratılması iken, Kalmukistan için, Federal İktidar tarafından her yönüyle desteklenmektir.

Etnopolitik ilişkilerin gelişimi açısından Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinin bir  özelliği, bu cumhuriyetlerin devlet yapılanmalarında “etnikleşme” eğiliminin yükselmesidir. Çeçenistan ve İnguş cumhuriyetleri bu eğilimin en açık bir biçimde ifadesini bulduğu cumhuriyetlerdir . Anılan cumhuriyetler bugün milliyetçi-radikal güçlerin ve liderlerinin gayretleriyle hemen hemen monoetnik yapıda cumhuriyetler olarak karşımıza çıkmaktadırlar. 

Çeçenistan’daki olayları ayrı olarak ele almak gereklidir. Çünkü burada karşımıza kozların açıktan açığa paylaşıldığı “sıcak” bir bölge çıkmaktadır. Çeçen problemi, Rusya’daki diğer anlaşmazlıklardan farklı olarak etnik, siyasî ve ekonomik karşıtlıkların ve çıkarların birbirleriyle ne kadar yakın ve sıkı ilişkide olduklarını göstermiştir. Ayrıca Rusya’nın temel değişim sürecindeki farklı yönlerde dalgalanmalar, milliyetler arası ilişkiler, federalizmin gelişmesi ve ekonomik reform politikalarındaki tutarsızlık en açık biçimde Çeçenistan sorununda ortaya çıkmışlardır. Esasında Çeçenistan’ın bağımsızlık idealinin aktüellik kazanması ve bu hedefe ulaşma yolunda bütün katmanlarıyla birlikte Çeçen toplumunun mobilizasyonu için gerekli olan ortamı Federal Merkez kendi eylemleriyle hazırlamıştır.

Kuzey Osetya’da ise dış faktörlerin etkisiyle (Gürcistan ve İnguş Cumhuriyeti’ndeki anlaşmazlıklar) etnik guruplar arasındaki denge Osetler lehine değişmiştir. Adıge etnik gurubunun yaşadığı Kabartay-Balkar , Karaçay-Çerkes  ve Adıge cumhuriyetlerinde yaşanan devlet inşası sürecinde (millî devlet) etnikleşme modelinin potansiyel zaferinden söz edilebilir . Bu süreçte anılan cumhuriyetlerin resmî organlarının titüler etnik gurup lehine yürüttükleri siyasî faaliyetler çok etkili olmuştur. Ve nihayet, Dağıstan’da “dağlı etnik gurupların (Gorskiye etnosı)”  - Avarlar ve Darginler - cumhuriyet içi sert siyasî mücadeleleri göze çarpmaktadır .

Kısacası, sosyal, siyasî ve etnik anlaşmazlıklar arasındaki sınır yeterince dalgalı olmakla birlikte bunlardan her biri çoğunlukla diğerini ya olduğu gibi ya da belli ölçüde transformasyona uğratarak ve türlü kamuflajlara sokarak kapsamaktadır. Bu bağlamda milliyet faktörü, siyasî ve toplumsal alanda varolan hassas ve kriz durumdaki olayların bir çoğunu “uyarmakta”, çoğunlukla da olumsuz etkilemektedir .

Milliyet’ten başka bir dizi olumsuz faktör de, ülkenin farklı bölgelerindeki milliyetler arası ihtilafın ve toplumsal gerilimin keskin bir şekilde artmasına sebep olmaktadır. Bu faktörler:

          bölgeler arası sosyo-ekonomik eşitsizliğin büyüklüğü;

          özellikle sosyo-ekonomik imkanlardan yararlanmada hususunda tek standarda riayette insan haklarının ihlali;

          işgücünün yoğun olduğu bölgelerde işsizliğin artması;

          federe birimler arasında - özellikle Kuzey Kafkasya’da – karşılıklı toprak talebinin bulunması;

          milliyetler arası ilişkileri düzenleyen hukukî mevzuatın zayıflığı;

          Çeçenistan’daki silahlı çatışmanın doğurduğu olumsuz sonuçlardır .

 

Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığımız hususlar Rusya’da milliyetler arası ilişkilerin durumunu ve etnopolitik sürecin gücünü ve seviyesini göstermektedir. Bu faktörlerin olayları etkileme kapasitesi, genel planda ülkedeki sosyo-ekonomik duruma, Federasyonu’nun farklı milliyetlerdeki vatandaşlarının sosyal refahına, özel de ise federe birimlerin somut sosyo-ekonomik ve siyasî şartlarına bağlıdırlar.

 

Ayrılıkçılığı Destekleyen ve Engelleyen “Hukukî”, “Ekonomik” ve “Demografik” Faktörler

Rusya Federasyonu federe birimlerinin çoğunluğunun Federasyon’dan koşulsuz çıkmaları uzak bir ihtimal ise de, federasyon içi “hukukî”, “ekonomik” ve “etnik” ayrılıkçılık, bir çok millî cumhuriyet ve ekonomik olarak güçlü diğer federe birimler için birer gerçekliktir.

“Hukukî ayrılıkçılık” şu şekilde karşımıza çıkmaktadır: 21 millî cumhuriyetten 19’unun anayasası (Kalmuk ve Karelya cumhuriyetleri hariç) Federal Anayasa ile çelişen maddeler içermektedir. Genel olarak anayasal uyuşmazlıklar şu şekilde özetlenebilir:

          Cumhuriyetlerin çoğunluğunun anayasaları (İnguş, Karelya ve Kalmuk cumhuriyetleri hariç),  cumhuriyetlerin hukukî statülerini - demokratik, hukuk, sosyal versiyonlarıyla birlikte - “egemen devlet” olarak tespit etmekte;

          Anayasalarda cumhuriyetlerden bazıları milletlerarası hukukun birer öğesi ilan edilmekte;

          Bazı cumhuriyetlerde (genel federal sistemin dışına çıkılarak) parasal sisteminin parametreleri belirlenmekte;

          Bir dizi cumhuriyette Rusya Federasyonu vatandaşlığı dışında “cumhuriyet vatandaşlığı” konusu düzenlenmekte;

          Cumhuriyetin diğer federe birimlerle ve hatta yabancı devletlerle olan sınırları belirlenmekte;

          Bir dizi cumhuriyet anayasasında cumhuriyet kanunlarının federal kanunlara üstünlüğü ilan edilmektedir.

Örneğin Yakutistan, Tataristan, Çeçenistan, Tuva, Başkurdistan, Komi ve Buryat cumhuriyetlerinin anayasalarının bu cumhuriyetlerin statüleriyle ilgili hükümleri Federal Anayasa’nın 5, 65 ve 66. maddeleriyle uyuşmamaktadır .

Federal Anayasa’ya karşı en bariz aykırılık Tataristan, Tuva ve Çeçenistan cumhuriyetlerinin anayasalarında görülmektedir. Tataristan Anayasası’nın “Tataristan hukukî statüsünü özgür olarak kendisi belirler” (m. 59) ve “Tataristan egemen bir devlettir, milletlerarası hukukun bir öğesidir, yetki ve yönetim alanlarının karşılıklı değişimi esasına dayalı olarak Rusya Federasyonu ile birleşiktir… ” (m. 61). Bu maddeler Federal Anayasa’nın 66/1 maddesine aykırıdır.

Benzer bir durum Çeçenistan Anayasası’nın dibacesinde söz konusudur. Zira, dibacede Çeçenistan’ın Rusya Federasyonu’nun bir birimi olduğuna dair hiç bir ifade yer almamasına karşın Çeçenistan’ın özgür bir devlet ve “dünya milletler topluluğu sisteminin eşit haklı bir öğesi” olduğu ilan edilmektedir. Fakat, Rus Anayasası’nın 65/1 maddesine göre Çeçenistan Rusya Federasyonu’nun 89 biriminden birisidir.

1994’te kabul edilen Başkurdistan Anayasası’nın 69. maddesine göre Cumhuriyet, Başkurt halkının kendi kaderini tayin hakkını ve bağımsızlığını gerçekleştirmek üzere kurulmuştur. Yine aynı Anayasa’ya göre Rusya ile Başkurdistan arsındaki ilişki olağan federal merkez - federe birim ilişkisinden ziyade “anlaşma”ya dayalı ayrıcalıklı bir ilişkidir (m.70).

21 Ekim 1993 tarihli Tuva Cumhuriyeti Anayasası’na göre Tuva, “Tuva halkının katılacağı referandum kararı ile Rusya Federasyonu’ndan ayrılma hakkına sahiptir” (m.1/1).

Yine Federal Anayasa’nın 4/2. maddesine göre Rusya’nın her tarafında Federal Anayasa ve federal kanunların üstünlüğü geçerlidir. Buna rağmen bir kısım cumhuriyetin anayasaları federal kanunların değil cumhuriyet kanunlarının üstünlüğünü kabul etmektedir. Örneğin, İnguşetiya Cumhuriyeti  (m.7), Yakutistan (m.8), Tataristan (m.59), Tuva (m.112/2), Başkurdistan (m.1/2), Dağıstan (m.1), Komi (m.7), Çeçenistan (m.7) anayasaları şu hükmü içermektedir: “Rusya Federasyonu devlet organlarının kanunları ve diğer hukukî işlemleri Cumhuriyetin egemenlik haklarıyla çelişmediği sürece Cumhuriyet topraklarında geçerlidir”.

Çeçenistan (m.73/9) ve Tuva  (m.62/11) anayasaları Federal Anayasa’nın (71/k) maddesine aykırı olarak cumhurbaşkanına parlamentonun onayıyla savaş ilan etme yetkisi vermektedir .

Kısaca sıralanan ve diğer bir kısım anayasal çelişkilerin varlığı federal kanunların üstünlüğü prensibini ihlal ederek federal anayasal güvenliği zedelemektedir .

Bunun yanında cumhuriyetlerdeki yerel mevzuatla ilgili birçok düzenlemenin de Federal mevzuata aykırı olduğu görülmektedir. Bu tür uyuşmazlığın özünü, cumhuriyetlerdeki siyasî/idarî elitin kendilerine özgü yerel yasama düzeni kurarak hem federal kanunların engellerinden ve hem de Federal Başsavcılığın itirazlarından kurtulmak istemeleri teşkil etmektedir.

Uygulamada ortaya çıkan uyuşmazlık konularının çoğunluğu cumhuriyetlerin ekonomik ve sosyal hayatı, seçim sistemi ve yerel yönetimleri ile ilgilidir. Bu uyuşmazlıklarda, kural olarak, yerel elitle doğrudan ilgili açık bir gerekçeyi ve motivasyonu görmek mümkündür .  

Hukuk alanındaki çelişkilerin açıklığına ve ilgili çevre ve kurumlarca bilinmesine rağmen, 90’lı yıllar boyunca Moskova’nın bu durumu giderme çabaları başarıyla sonuçlanamadı. Bu başarısızlıkta yerel iktidarların federal mevzuata uygunluğu sağlayacak adımları atmada gevşek davranmalarının yanında, Moskova’nın da yeterli zorlayıcı mekanizmaya sahip olmaması etkili olmuştur.

Bütün bu faktörler, temelinde Moskova ile cumhuriyetler arasındaki (üstelik sadece hukukî olmayan) anlaşmazlıkların yattığı oldukça karmaşık bir siyasî-idarî tablo karşımıza çıkarmaktadır. 

Mart 2000’de başkanlığa seçilen ve Duma’nın (Federal Meclis’in alt kanadı) desteğini arkasına alan V. Putin, aynı yıl itibariyle yaptığı hukukî reform girişimleriyle beraber geçen on yıl içerisinde federe birimler lehine gelişen durumu Federal Merkez lehine çevirmeye ve federal hiyerarşiyi tekrar kurup güçlendirmeye başlamıştır. Bu bağlamda 2001 yılı ortalarına kadar tüm federe birimlerin anayasa, kanun ve kararnamelerinin Federal Anayasa’ya ve federal kanunlara uygun hale getirilmesi kararı alınmıştır. Bu dönemde, örneğin, Başkurdistan Anayasası’nda köklü değişiklikler yapılıp Kurultay’ın (Başkurdistan Yasama Meclisi) onayına sunulmuş, Tataristan’da da benzer hazırlıklara başlanmıştır.

Rusya’nın bütünlüğünü olumsuz etkileyen “hukukî ayrılıkçılık”ın yanında ekonomik ve demografik faktörler de ülkenin  geleceği açısından büyük öneme sahiptir. Bu faktörler fikir palanında olan, hukukî sahada kendini hissettiren ayrılıkçı kıpırdanmaları kuvvetlendirip hızlandıracağı gibi, tam aksine engel de olabilmektedirler. Şimdi bu iki faktörün cumhuriyetlerdeki yansımalarını tahlil etmeye çalışalım.

Bir çok toplumsal sürecin belirleyicisi olarak ekonomik faktör olağanüstü öneme sahip olmakla birlikte elbette ki tek faktör değildir. Amerikalı bilim adamı Lester Turoy’un da işaret ettiği gibi etnik ayrılıkçılık da, dinî fundamentalizm gibi ekonomik belirsizlik dönemlerinin karakteristik özelliğidir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, “verici” olarak adlandırılan zengin ve finanssal yönden bağımsız cumhuriyetler (Yakutistan, Tataristan, Başkurdistan), ayakta kalmaları, hemen hemen tümüyle Moskova’ya bağlı olan cumhuriyetlere nispetle, Federal Merkez ile daha fazla görüşme ve pazarlık yapma imkanına sahiptirler.

Siyasî ve ekonomik göstergelere göre Tataristan, Yakutistan ve Başkurdistan istikrarlı cumhuriyetlerdir. Gelişmiş ekonomik potansiyelleri, uzun zamandır iktidarda bulunan ve kendi halklarının desteği ile hareket eden yerel ve federal seviyede etkili liderleriyle beraber bu cumhuriyetler siyasî ve milliyetler arası ihtilaflara sürüklenmekten uzaktırlar.

Ekonomik güçleri bu cumhuriyetlere kendi şartlarını Moskova’ya dikte etme ve ek ayrıcalıklar kazanma fırsatını vermektedir . Bilindiği üzere, federe birim ekonomik yönden ne kadar bağımsız ise federasyondan ayrılma ihtimali o kadar yüksektir. Ancak ekonomik olarak bağımsız gibi görünen cumhuriyetler, genel olarak, Rusya Federasyonu’nun ortasında yer almaktadırlar ki, bu da onların bağımsızlık ilanlarını düşük ihtimalli kılmaktadır. Bu gayet tabiidir, çünkü etrafı sadece aynı devlet tarafından kuşatılmış bir devletin tam bağımsızlık gerçekleştirmesi pratikte oldukça zordur. İşaret edilen bu coğrafya faktörü bağımsızlık yönlü ayrılıkçılığı sınırlamakta ve anlaşmazlıklara barışçıl çözümler aranmasını özendirmektedir .

Titüler etnosun çoğunlukta olduğu ve yabancı devletlerle sınırı bulunan cumhuriyetler, Rusya Federasyonu’ndan ayrılma konusunda en fazla ısrarlı olabilecek cumhuriyetlerdir. Bu guruba giren cumhuriyetler, Çin ile sınırı olan Tuva Cumhuriyeti hariç, etnik açıdan istikrarsız Kuzey Kafkasya cumhuriyetleridir: Çeçenistan, Dağıstan, Kuzey Osetya, İnguş ve Kalmuk Cumhuriyetleri. Ancak coğrafîk açıdan Rusya’nın dış sınırlarında bulunan bu cumhuriyetler Federasyon’un en fakir ve ekonomik olarak kendi kendilerine yeterli olmayan birimleridirler.

Gerçekten de cumhuriyetlerin çoğunluğu Rusya’nın en fakir ve önemli miktarda federal bütçeden yardım ve sübvansiyonlara bağımlıdır ki (bkz. Tablo-1), bu durum, hiç şüphesiz cumhuriyetlerdeki milliyetçi ateşi belli oranda söndürmektedir .

 

Tablo – 1

1996-1997 yılları cumhuriyet bütçe gelirlerinde Federal bütçeden yapılan finanssal yardımlar ve transferlerin oranı

 

 

Cumhuriyetin adı

1996 yılı bütçesinde transferlerin payı %

1997 yılı bütçe gelirlerinde Federal bütçeden yapılan finanssal yardımların payı %

1.İnguş Cumhuriyeti

90,9

50.1

2.Dağıstan

88,1

40.7

3.Altay Cumhuriyeti

84,1

46.6

4.Kalmuk Cumhuriyeti

80,9

41.1

5.Tuva

79,1

27.6

6.Kabartay-Balkar Cum.

72,1

27.5

7.Kuzey Osetya

70,9

26.9

8.Karaçay-Çerkes Cum.

63,7

31.2

9.Adıge Cumhuriyeti

61,5

49.3

10.Mari-El

53,4

28.6

11.Buryat

51,4

29.8

12.Mordova

44,7

23.8

13.Hakasya

31,4

8.7

14.Udmurt Cumhuriyeti

30,6

11.2

15.Çuvaşistan

27,8

16

16.Komi Cumhuriyeti

20,3

2.2

17.Karelya

12,1

13.1

18.Tataristan

9,3

19.Başkurdistan

2,6

20.Yakutistan (Saha)

1,2

10

21.Çeçenistan

--

--

Kaynak: RF Finans Bakanlığı verileri; İnvestitsionnıy klimat v Rossii: Regionalnıye riski, М., Federalnıy fond podderjki malogo predprinimatelstva. 1997. 

 

 

Tablo –2

Bölgelere Finanssal Yardım Vakfı (ФФПР) kanalıyla ayrılan finanssal yardımlar % (Bu rakamlar o yıl için planlanandan farklı olarak gerçekleşen miktarları göstermektedir)

Cumhuriyetler

1994

1995

1996

1997

Altay

43,7

144,8

82,6

103,0

Adıge

47,1

125,4

69,2

119,2

Komi

Yok

114,2

94,4

59,6

Dağıstan

44,1

174,2

52,7

71,2

Kabartay-Balkar

44,3

129,2

63,5

94,4

Buryat

51,6

132,3

46,4

97,4

Tuva

46,7

137,8

71,1

69,1

Çeçenistan

0,0

271,2

53,5

0,0

Çuvaşistan

47,3

139,6

61,0

69,8

Mordova

53,3

132,5

59,4

70,8

Mari-El

46,9

133,4

63,0

72,3

Kalmuk Cum.

44,3

127,8

59,0

80,0

Karaçay-Çerkes

45,3

123,8

54,0

82,1

İnguş Cum.

42,6

131,8

64,6

65,8

Hakasya

50,9

129,7

55,1

59,8

Udmurt Cum.

60,6

140,8

22,1

56,9

Yakutistan

Yok

117,2

33,7

37,7

Karelya

46,7

65,2

62,2

70,5

Tataristan

0,0

0,0

0,0

0,0

Kaynak: http://www.fiper.ru/spr/chapter-3-3.html#1 Not: “Yok”, ilgili cumhuriyet için o yıl finanssal yardım planlanmadığını ifade etmektedir.

Tablo-1’de de görüldüğü gibi, reel olarak 12 cumhuriyet önemli miktarda federal yardıma ihtiyaç duymaktadır. Diğer bir ifadeyle bu cumhuriyetlerin bütçelerini federal transferler oluşturmaktadır. Tablo-2 ise federal transferlerin yıldan yıla planlan miktarın dışına çıktığını göstermektedir. Bu, federal transfer sisteminin “yardım ödenekli” cumhuriyetler hesabına çalıştığı anlamına gelmektedir. Bunun yanında, genel olarak cumhuriyetlerin çoğunluğunun ekonomileri kendi ekonomik faaliyetlerine değil Moskova tarafından tanınan tek yönlü avantaj ve ayrıcalıklara bağlıdır .

Federe birimlerin bütçe potansiyelleri, söz konusu federe birimin bütçesel gücünü, kendi bütçe gelirlerini ve genel federal bütçe gelirlerini belirleme imkanını gösteren temel göstergedir. Bütçe potansiyeli itibariyle en güçlü olan federe birimler, kural olarak, kişi başına düşen gayrı safi bölgesel hasılanın (GSBH) en yüksek olduğu birimlerdir.

Bütçe potansiyellerine göre, Çeçenistan hariç, bütün cumhuriyetleri şu şekilde ayırabiliriz (bkz. Tablo-3).

Tablo-3

1997 yılı itibariyle cumhuriyet bütçelerindeki farklılıklar

 

Kişi başına düşen GSBH

1995*

Rusya Fed. seviyesinde GSBH 1997

Bütçeye girenlerin tümü

Aynı zamanda

Bütçe gelirlerinin dağılımı

Federal bütçeye girenler

Federe birim bütçesine girenler

Federal bütçe

Federe birim bütçesi

Rusya Fed.

1,00

1,00

100,0%

100,0%

100,0%

42,0%

58,0%

Tataristan

1,04

3,10

2,8%

1,7%

3,7%

34,0%

66,0%

Başkurdistan

1,04

2,90

2,2%

1,4%

2,7%

24,3%

75,7%

Komi

1,65

1,20

1,1%

1,0%

1,2%

36,9%

63,1%

Yakutistan

1,87

1,40

1,0%

0,6%

1,3%

36,7%

63,3%

Udmurt Cum.

0,80

0,90

0,9%

0,8%

0,9%

36,1%

63,9%

Çuvaşistan

0,58

0,50

0,4%

0,3%

0,5%

35,6%

64,4%

Buryat

0,85

0,50

0,3%

0,2%

0,4%

36,7%

63,3%

Mordova

0,62

0,40

0,3%

0,3%

0,3%

37,2%

62,8%

Karelya

1,27

0,50

0,3%

0,1%

0,4%

34,8%

65,2%

Hakasya

0,90

0,30

0,2%

0,1%

0,3%

31,3%

68,7%

Mari-El

0,55

0,20

0,2%

0,2%

0,2%

26,9%

73,1%

Dağıstan

0,11

0,30

0,2%

0,1%

0,2%

28,5%

71,5%

Kalmuk Cum.

0,24

0,10

0,2%

0,3%

0,1%

19,3%

80,7%

Kabartay-Balkar

0,29

0,20

0,2%

0,1%

0,2%

35,2%

64,8%

Kuzey Osetya

0,35

0,20

0,1%

0,1%

0,1%

32,8%

67,2%

Adıge Cum.

0,41

0,10

0,1%

0,1%

0,1%

31,2%

68,8%

Karaçay-Çerkes

0,46

0,10

0,1%

0,1%

0,1%

58,1%

41,9%

Altay

0,52

0,10

0,1%

0,1%

0,0%

 

 

İnguş Cum.

0,06

0,0

0,0%

0,1%

0,0%

25,1%

74,9%

Tuva

0,39

0,10

0,0%

0,0%

0,1%

10,6%

89,4%

Toplam

 

 

10,7%

7,7%

13,8%

32,1%

67,9%

Moskova

1,79

11,8

21,5%

29,5%

15,7%

57,7%

42,3%

Kaynak: Regionı Rossii: Stat.sb. V.2t. T.2. Goskomstat Rossii. М.,1998.

*Bütün federe birimlerin ortalamalarına göre kişi başına düşen GSBH.

 

1997 verilerine göre Rusya Federasyonu bütçe gelirlerinin sadece %10,7’si cumhuriyetlerde toplanmıştır. Cumhuriyetlerin federal bütçe gelirlerindeki payları %7,7, federe birimlerin bütçeleri içerisindeki payları ise %13,8’dir. Tataristan, Başkurdistan, Komi ve Yakutistan hariç diğer cumhuriyetlerdeki kişi başına düşen GSBH Rusya Federasyonu ortalamasının altındadır.

Buna karşılık Moskova şehri, federal bütçenin %29,5’i ve bölgesel bütçenin %15,7’si de dahil olarak ülke bütçe sistemi hasılatının %21,5’ini tek başına sağlamaktadır. Moskova’da kişi başına düşen GSBH federe birimlerin tümünün ortalamasının iki katıdır.

Özetlemek gerekirse cumhuriyetlerin çoğunluğunun ekonomik zorluklar içerisinde olması onları Moskova’ya bağımlı kılmaktadır. Bu durum kaçınılmaz olarak cumhuriyetlerdeki ayrılıkçı eğilimlerin güçlenmesini engellemektedir. Çünkü ekonomik bağımsızlık olmadan tam siyasî bağımsızlıktan söz etmek zordur. Bununla beraber belirtmek gerekir ki, Rusya içerisindeki millî cumhuriyetlerin liderlerinin büyük çoğunluğu, Federasyon’dan çıkmaları durumunda cumhuriyet içi anlaşmazlıkların büyümesi tehlikesinin bilincindedirler.      

Demografik faktör, ekonomik faktör dışında ayrılıkçı hareketlerin büyümesini engelleyen diğer bir faktördür. 1989 verilerine göre Rusya Federasyonu’nun ezici çoğunluğunu % 83’lük oranla Ruslar oluşturmaktadır . Ruslardan sonra gelen büyük etnik gurup Tatarlardır. Ancak ülke nüfusu içerisinde Tatarların oranı % 3,8’dir. Tatarlardan sonra sırayla Ukraynalılar (% 2,3), Çuvaşlar (%1,2), Başkurtlar (% 0,9), Beyaz Ruslar (% 0,7) ve Mordovalılar (% 0,6) gelmektedirler .

Her ne kadar Rusya toprağının % 53’ünü 32 adet etnik temelli federe birim (21 cumhuriyet, 10 özerk okrug ve 1 Yahudi Özerk Oblastı) teşkil ediyor olsa da, bu büyük coğrafyada tüm Rusya nüfusunun sadece %18’i yaşamaktadır . Üstelik, 32 etnik federe birimden sadece 10’unda titüler etnik guruplar nüfusun çoğunluğunu teşkil etmektedir (Çeçenistan, Çuvaşistan, Dağıstan , İnguş, Kabartay-Balkar, Kalmuk Cumhuriyetleri, Agin-Buryat Özerk Okruğu, Komi-Perm Özerk Okruğu, Kuzey Osetya ve Tuva). Diğer taraftan Ruslar, etnik federe birimlerden 18 tanesinde mutlak çoğunluğa, 3’ünde ise nispi çoğunluğa sahiptirler. 

Ancak günümüz itibariyle cumhuriyetlerin bir kısmında etnik dağılımın titüler etnos lehine değişmeye başladığı görülmektedir  (bkz. Tablo-4). Bu değişim sürecinde etnik gurupların özellikleri, bölge nüfus dengesinde meydana gelebilecek değişme ile birlikte, milliyetler arası ilişkilerde gerilime, ekonomik ilişkiler ve işgücü piyasasında rekabetin artmasına sebep olacaktır. Nüfusun etnik yapısındaki oranın değişmesi bu rekabetin daha da derinleşmesini netice verecektir.

 

Tablo-4

Rusya Federasyonu içerisindeki bir kısım millî cumhuriyette yaşayan Ruslar ve titüler etnik gurupların dağılımı (%)

 

Cumhuriyet

Cumhuriyet genel nüfusu içerisindeki payı

 

Cumhuriyet

Cumhuriyet genel nüfusu içerisindeki payı

1979

1989

1994

1979

1989

1994

Buryat:

Buryatlar

Ruslar

 

23,0

72,0

 

 

24,0

70,0

 

 

28,6

67,3

Tuva:

Tuvalılar

Ruslar

 

60,5

36,2

 

 

64,3

32,0

 

 

67,2

30,4

Karaçay-Çerkes:

Karaçaylar

Çerkesler

Ruslar

 

29,7

9,4

45,1

 

 

31,2

9,7

42,4

 

 

33,7

11,0

40,6

Çeçen-İnguş:

Çeçenler

İnguşlar

Ruslar

 

52,9

11,7

29,1

 

57,8

12,9

23,1

 

 

-

-

-

Yakutistan:

Yakutlar

Ruslar

 

 

36,9

50,4

 

 

33,4

50,3

 

 

39,6

45,5

İnguş Cum.:

İnguşlar

Ruslar

 

 

-

-

 

74,5

13,2

 

 

99,4

0,3

 

Adıge Cum.:

Adıgeler

Ruslar

 

 

21,4

70,6

 

 

22,1

68,0

 

 

25,2

64,9

Dağıstan:

Yerel halklar

Ruslar

 

 

77,8

11,6

 

 

80,2

9,2

 

 

84,1

8,2

 

Kalmuk Cum.:

Kalmuklar

Ruslar

 

 

41,5

42,6

 

 

45,4

37,7

 

 

52,6

37,8

 

Kaynak: Çislennost naseleniya i nekotorıye sotsialno-demografiçeskiye harakteristiki natsionalnostey  Rossiyskoy Federatsii. М., 1992. С. 21-30; İnformatsionnıy bülleten Goskomstata. М., 1996. С.33-34.

 

Sonuç

De jure eşit, fakat de facto farklı hak ve statülerde çok sayıda federe birime (6 çeşit 89 adet) sahip çok milletli bir devlet olan Rusya Federasyonu’nda, her birinin kendine özgü özellikleri (nüfus, sosyal yapı, ekonomik faaliyetler, dil, maddî ve manevî kültürel yapı) bulunan etnik gurupların yerleşim sınırları, kural olarak, farklı nüfus sayısı ve yoğunluğundaki belirli cumhuriyet, kray, oblast ve okrukların sınırlarıyla örtüşmemektedir. Yani aynı etnik gurubun üyeleri yoğun olarak aynı sınırlar içerisinde değil, Federasyon içerisinde dağınık olarak yaşamaktadırlar. Sovyetler Birliği döneminin de katkılarıyla (sürgünler, suni millet inşası, yeni etnik idarî birimler yaratma gibi) şekillenen ülke içi etnik dağılım ve yerleşim, Rusya millî güvenliğini ve iç huzuru tehdit eden anlaşmazlıkları netice vermektedir.

Federe birimler (özellikle millî cumhuriyetler) planında “hukukî”, “siyasî” ve “ekonomik” ayrılıkçılık hareketleriyle kendini gösteren bu anlaşmazlıklar Rusya iç siyasetinin en önemli siyasal mücadele alanını teşkil etmektedir. Ortaya çıkan federal ve bölgesel problemlerin çözümüne yönelik federal planda kompleks ve sistemli yaklaşımların olmaması, kaçınılmaz olarak Moskova’daki siyasî-bürokratik gurupların ve yerel siyasî elitin anılan problemlerin çözümlerine farklı yaklaşmalarına sebep olmaktadır. Federal iktidar temsilci ve ideologları “Rus federalizmini” ve var olan federal problemleri merkezî iktidarın güçlenmesi açısından yorumlarken, bölgesel elit -yakın zamana kadar- konfederal devlet anlayışıyla yorumlama eğilimindeydiler. Diğer taraftan milliyetler politikası alanında Moskova, ya tamamıyla inisiyatifi cumhuriyet yönetimlerine bırakmakta ya da, en iyi ihtimalle, açık hedefli ve tutarlı etnopolitik güç içeren olaylara (ayrılma ya da statü değiştirme gibi) tepki vermektedir. 

Bu ortamın tabii bir sonucu federe birimlerdeki siyasî, ekonomik, etnokültürel durum ve olayların gelişimi farklı türlerdeki toplumsal kuruluşların, yerel siyasî liderlerin girişimlerine, kişisel beceri ve kalitelerine, günlük olayları algılama ve değerlendirme tarzlarına bağlı olmasıdır. Diğer bir ifadeyle günümüz Rusya’sında reel siyaset açıkça belirlenmiş prensiplerle değil, çıkarlar, daha doğrusu siyasal süreç aktörlerinden her birinin kendi hesaplarına karlı ve doğru saydıkları esaslar çerçevesinde oluşmaktadır.

Özetle, bugün, yeni bir yüz yılın başında Federal Rus Devleti ve Rus Federalizminin devletlilik esasları, özellikle farklı tiplerdeki federe birimlerin hak ve yükümlülükleri açısından sağlam temellere oturmuş değildir. Bu manada  Rusya Federasyonu’nun devletleşme sürecinin henüz dinamik olduğunu söylemek mümkündür. Üstelik bir dizi faktörün varlığı (milliyetlere dayalı ve asimetrik  olarak şekillenen federal devlet yapısı, başarısız ekonomik reformlar ve federe birimler arası büyük ekonomik ve bütçesel farklılıklar, devletin milliyetlerle ilgili ve bölgesel problemlerin çözümüne yönelik kapsayıcı ve sistemli yaklaşımının olmaması, Rus olmayan bir kısım etnik gurup arasında millî bilincin yükselmesi, karar verilen iki Çeçen savaşı, özellikle etnik temelli federe birimlerde (millî cumhuriyetler ve millî özerk okruglar) “ayrılıkçı” davranış ve eğilimlerin güçlenmesi gibi) Rusya Federasyonu’nun bir millî güvenlik sorunu olduğunu göstermektedir. Ancak, SSCB örneği ile karşılaştırıldığında Rusya Federasyonu’nun federal bütünlüğünü tehdit eden gerçek bir dağılma/bölünme tehlikesi görünmemektedir. Bununla birlikte yeni federasyonun millî ve milletler politikasında kısa zamanda belirli tamamlamalar ve düzeltmeler yapılması bir zorunluluktur.



[1] Brzezinskİ, Zbigniew, “Bir Avrasya Stratejisi”, Türkiye Günlüğü, Eylül-Ekim 1997, sayı 47, s. 35.
[2] Rusya Federasyonu’nun kuruluş süreci ve farklı federe birimleri için bkz. Demir, Bekir, “1990 Sonrası Rusyasında Etno-Politik Ayrışma Süreci”, Akademik Araştırmalar Dergisi, yıl:2, sayı:6, Ağustos-Ekim 2000. s. 1-41.
[3] Separatizm: ayrılıkçılık, ayrılma, genelin dışına çıkma isteği manasına gelmektedir. “Siyasî”, “ekonomik”, “hukukî” ve “etnik” ayrılıkçılık/bölücülük şeklinde Rus siyasî literatüründe sıkça kullanılmaktadır.
[4] Skvortsov N. G., “Etniçnost: Sotsıologiçeskie Perspektivı”, Sotsiologiçeskie İssledovanie. 1999, № 1. s. 22.
[5] Millî bilincin yükselmesi olağanüstü karmaşık ve çok mevzûndur. Bu süreç bir halkın milletler ve devletler topluluğundaki, dünya bilimi ve kültüründeki yeri ve rolünün bilincine varma isteğini yansıtmaktadır. Millî bütünleşme yoluna giren etnik gurup kendi millî özünün gerçekleşmesini kendi millî devletini kurmakta görmektedir. Dünya haritasında yeni devletlerin ortaya çıkmaları, devleti kuran milletlerin bu emelleri sayesinde olmuştur. Diğer bir ifade ile sağlıklı millî bilinç çağdaş milletlerin gelişmelerinde motor işlevi görmüştür. Bununla birlikte millî bilinç bir dizi sebebin etkisiyle radikalleşmekte, ülkeyi parçalanmaya götüren, ilişkileri koparan, ülke içi kanlı karışıklıklara ve komşulara karşı saldırgan tutumlara sebep olan milliyetçiliğe dönüşmektedir.
[6] Rusya Federasyonu'nda Ortodoksluğun yanında (Ruslar ve diğer slav ırkları) Kuzey Kafkasya ve Volga çevresinde hakim olan İslam (yaklaşık 20 Milyon kişi) ve Budizm (Buryat, Kalmuk Cum. , Tuva) bulunmaktadır.
[7] Rossiya: Tsentr i Regionı. Vıpusk 5. Ortak redaksiyon İvanova V. N. ve Semigina G. Y., Moskova: RİTS İSPİ RAN. S. 113.
[8] Bu döneme damgasını vuran temel slogan Yeltsin’in “Ne kadar hazm edebilecekseniz, o kadar egemenlik alınız” sözü olmuştur. “Vıstupleniye B. N. Yeltsina na vstreçe s obşestvennostyu Ufı”, Sovyetskaya Başkiriya. 1990. 14 Ağustos.
[9] Örneğin, Olşanskiy D., “Politiçeskaya Psihologiya Raspada”, Nezavisimaya Gazeta, 1992. 16 Ocak. ; Payps R., “Russkiy Şans”, Stolitsa, 1992. № 27; Şevtsova L., “Lovuşka dla Prezidentov”, Literaturnaya Gazeta, 1993. 30 Haziran.
[10] Sadıkova F. B., “Tsentr - Region: Problemı Vzaimootnoşeniya”, Sotsiologiçeskie İssledovaniya. 1997. № 8. S. 7.
[11] SSCB üyesi Rusya Federasyonu'nda 1990’a kadar üç farklı millî özerk federe birim bulunuyordu: özerk millî cumhuriyetler, özerk oblastlar (eyaletler) ve özerk millî bölgeler (okruglar).
[12] Subyektı federatsii” terimi ilk kez federe birimlerin 1992 yılında federal merkez ile imzaladıkları “yetkilerin paylaşımı anlaşması” – Federal Anlaşma-- ile kullanılmaya başlanmıştır. Yeni Anayasa’ya göre Rusya Federasyonu “eşit haklı”; - Anayasa’da yer almadığı halde uygulamada kendini gösteren - “etnik temele dayalı (natsionalno-territorialnıy)” 21 cumhuriyet, 10 özerk okrug, 1 özerk Yahudi oblastı ve “toprak esasına bağlı (administrativno-territorialnıy)” olarak şekillendirilmiş 6 kray, 2 federe şehir (Moskova ve S. Petersburg) ve 49 oblasttan oluşmuştur. (Madde – 5/1 ve 65). Oblast: bölge demektir. Yeni Anayasa'ya göre Rusya Federasyonu’nda idarî-bölgesel bölünme esasına dayalı olarak kurulmuş ve seçimle veya bazen atamayla başa gelen vali (gubernator) tarafından idare edilmektedir. Kray: eyalet manasına gelmektedir. Oblastlar gibi vali tarafından idare edilmektedir. Kray ile oblast arasında tarihî isimlendirme farkından başka bir fark yoktur. Okrug: Bölge, çevre manalarına gelmektedir. Daha çok kuzeyde yaşayan azınlık etnik guruplar için kurulmuştur, fakat hukukî statüleri diğer birimler kadar belirli değildir. Genel olarak kray ve oblast sınırları içerisinde yer almaktadırlar. Nüfuslarının az olmasına karşın özellikle zengin yer altı kaynaklarıyla yıllarca SSCB ve şimdi Rusya Federasyonu için vazgeçilmez bölgeler olmuşlardır.
[13] Sosyalist federalizm, idarî planda “milliyetler meselesinin çözümü” amacıyla ülkenin etnik temelli federe birimlere bölünmesini ifade etmektedir. “Milliyetler meselesi - Natsionalnıy vopros” ile Rusya içerisindeki farklı milletlerin etnik, politik, sosyo-ekonomik, kültürel vb. problemleri kastedilmektedir.
[14] Bu konuda Federal Anlaşma’nın maddeleri açıkça muhakemeye tabi tutulabilir. İlk olarak, Rusya’yı oluşturan federe birimlerin farklı statülerde oldukları göze çarpmaktadır. Anlaşmada cumhuriyetler “egemen” ve toprak bütünlükleri garanti edilen öğeler kabul edilirken kray, oblast ve diğer özerk birimlerin bütünlüklerine aynı önem verilmediği görülmektedir. Anlaşmaya göre, kray ve oblastların kendi topraklarında yasama, yürütme, yargı gibi devlet iktidarını simgeleyen organları, cumhuriyetlerin devlet organları kadar dikkate alınmamıştır. Cumhuriyetler milletlerarası ve dış ekonomik ilişkilerde özgür iştirakçi olarak kabul edilirlerken kray, oblast, özerk oblast ve özerk okruglar bağımlı iştirakçiler olarak kalmışlar, yer altı ve yer üstü zenginlikleriyle beraber toprak, üzerinde yaşayan cumhuriyet halkının öz malı kabul edildiği halde diğerleri bu ayrıcalıktan mahrum bırakılmışlardır.
[15] Kuzey Kafkasya'lı bazı liderler geçen on yıl içerisinde ortaya çıkan Abhaz, Osetya-İnguş, Çeçen ve Osetya-Gürcü problemlerine Kabartay-Balkar sorununun da eklenebileceğini ifade etmektedirler. Bunu ifade ederken Kabartay-Balkar Cumhurbaşkanı Valeriy Kokov’un “Balkar Halkının İtibarının İadesi Üzerine Bir Kısım Ölçüler Hakkında” Fermanına (ukaz) göndermede bulunuyorlar. Bu emirnamede 1944 yılında ortadan kaldırılan iki Balkar Rayonu’nun (semt, bölge) idarî olarak yeniden canlandırılması dile getirilmektedir. Bugünkü bölgesel ihtiraslar dikkate alındığında Kabartay-Balkar Cumhuriyeti’nin komşu Kuzey Osetya Cumhuriyeti ve Stavropol Krayı’ndan toprak talebi yeniden gündeme gelecektir. Fakat şimdilik olay sadece 1944’te kaldırılan dört Balkar Rayonunun tekrar kurulmasını isteyen Balkar Halkı Millî Sovyeti’nin söylem ve eylemleriyle sınırlıdır. http://www. ancentr. ru:8104/texts/sit8a3. htm
[16] Bu süreç, yeni Rusya Federasyonu ile federe birimler arasında daha çok federe birimler lehine tavizler içeren federal anlaşma (50 tane) ve sözleşmelerin imzalandığı, Şubat 1994’te imzalananTataristan ile Rusya Federasyonu Devlet organları Arasında Yetkilerin Belirlenmesi ve Karşılıklı Yetki Değişimi Hakkında Anlaşma ile başlayan ve 1999 yılına kadar devam eden dönemdir.
[17]Titulnaya natsiya” ile, sayıca fazla ya da azlığından bağımsız olarak cumhuriyete ismini veren millet kastedilmektedir. “Titul” kelimesinin Türkçe karşılığı “unvan” ve “titulnıy” kelimesi “başlık” manasına gelmektedir. Biz makalemizde “titulnaya natsiya” terimini “titüler millet”, “titüler etnos” veya “titüler etnik gurup” olarak ifade edeceğiz.
[18] Cumhuriyetlerdeki etnik guruplar konusuna ilerde değineceğiz.
[19] Drobijeva L. M., “Mejetniçeckiye otnoşeniya v respublikah c osobımi pravami”. http://www. orb. ru/Socios/Ethnopan/etp1-2htm
[20] Olşanskiy D., “Dezintegratsiya: novıye simptomı ctaroy bolezni”, “Pro at Contra” Sentr i regionı Rossii, cilt:5, Kış 2000. http://pubs. carnegie. ru
[21] Poslaniye Prezidenta Rassiyskoy Federatsii Federalnomu Sobraniyu, “Ob ukreplenii Rassiyskoy gasudarstvennosti. C. 48.
[22] “Asimetriklik” federal devletin, kendi iç yapısı itibariyle federe birimlerinin coğrafî, ekonomik ve diğer faktörlere bağlı olarak farklı yetkilerine ve farklı statülerine müsade edip varlıklarını kabul etmesidir.
[23] Örneğin, Hantı-Mansi ve Yamalo-Nenets özerk okrukları Tümen Oblastı içerisinde, Taymır ve Evenk özerk okrukları Krasnoyarsk Krayı içerisinde, Nenets Özerk okruğu Ahrangelsk Oblastı içerisinde yer alan ayrı federe birimlerdir.
[24] Arinin A. N., “Problemı razvitiya rossiyskoy gosudarsvennosti v kontse XX veka”, Federalizm vlasti i vlast federalizma. M. , TOO “İntelteh”, 1997. S. 57.
[25] Elazar D., “Sravnitelnıy federalizm”, Polietniçeskiye issledovaniya. 1995, № 5. S. 114.
[26] Cumhuriyetler ve oblastların daha fazla özgürlük isteklerinin en anlamlı göstergelerinden birisi, son yıllarda buralardaki yerel inteligentsiya (gazeteciler, yazarlar, bilim adamları) tarafından yaratılan yeni tarihi şemadır. Bu tarihi şema, bugünkü siyasî, ekonomik, bölgesel vb. taleplerini tarihle veya sözde tarihle meşrulaştırmayı hedefleyen millî mitler prensibi üzerine kurulmaktadır. Bunlar söz konusu halkın kendi devletine sahip olduğu ya da kültürel kazanımlarıyla övündükleri “Altın Çağ (zolotoy vek)”a dayanmaktadırlar. Böylece geçmişteki “yüce kültürlerinin” yıkılışının ya da sönüşünün sebeplerini açıklamaya çalışıyorlar, bunu yaparken de herhangi bir saldırganı, kuşatmacıyı suçluyorlar ki, saldırgan taraf çoğu zaman Rus’tur: Tatarlar Rusları Kazan, Kırım ve Sibirya hanlıklarını yok etmekle, Kuzey Kafkasya halkları ise Kafkasya Savaşı’nın neden olduğu yıkıp-yakmalarla suçlamaktadırlar. Şnirelman V. A., “Natsionalistiçeskiy mif: osnovnıye harakteristiki”, Slavyanovedeniye. №6, 1995.
[27] Salikov M., “Natsionalnıy federalizm v Rossii”. http://www. kennan. yar. ru/materials/profi1/sect42
[28] Bu guruplar etnokültürel öğelere, bölgesel yakınlığa, yaklaşık olarak sosyo-ekonomik gelişmişlik açısından (gurup içi) eşitliğe ve potansiyel veya açık olarak gergin olan bölgelere (Kuzey Kafkasya cumhuriyeteleri gibi) göre belirlenmiştirler.
[29] Volga Boyu (Povoljya) cumhuriyetlerinden ayrılıkçılığın en güçlü olduğu yer Tataristan’dır. 1992-1993 yıllarında “Millî Meclis” ve “İttifak Partisi”nden radikal-milliyetçilerin aktif faaliyetleri hem cumhuriyetteki mevcut iktidarı rahatsız etti, hem de bölgedeki sosyopolitik istikrarı tehdit eder hale geldi. Ancak Tataristan yönetimi, oldukça popüler “millî yeniden doğuş” fikirlerini kontrol altına alarak millî hareketin ılımlı kanadının desteğini sağladı. Diğer taraftan Moskova ile olan ilişkilerin (federal anlaşma ve sözleşmelerle) düzenlenmesi cumhuriyette etnopolitik istikrarın sağlanmasına yardımcı oldu. 90’lı yılların ortalarına doğru radikal-milliyetçilerin Tatar millî hareketlerindeki fark edilir güçleri devam etmesine rağmen ayrılıkçı gurupların etkileri ve popülariteleri hissedilir oranda zayıfladı. Diğer cumhuriyetlerden farklı olarak Tataristan’da siyaset adamları bizde “milliyetçilik yok” dememekte ve bu kelimenin manasını gayet iyi bilmektedirler. Tataristan, toplumsal hayatın oldukça aktif, politikacıların, bilim adamlarının (ki onlardan bir kısmı eşitliğe dayalı milliyetçiliği savunurken, diğer kısmı daha radikal niteliğe sahiptir) güçlü ideolojik etkilerinin olduğu cumhuriyettir. Yine burada toplumun her kesiminden okuyucuları bulunan “İdil”, “Tataristan”, 1995’ten beri yayımlanan bağımsızlığın, federalizmin, demokrasinin, ideolojik temelleri ve eleştirilerinin yer aldığı “Panorama-Forum” dergileri yayımlanmaktadır. Ayrıca “Tataristan’ın Beyaz Kitabı. Bağımsızlığa Giden Yol” adlı eser yayımlanmıştır. Diğer Volga Boyu (Povoljya) cumhuriyetlerinde –Başkurdistan, Çuvaşistan, Mordova, Mari-El, Udmurtiya – yerel millî oluşumlar içerisinde radikal akımlar var olsa da ciddi ayrılıkçı eğilimler gözlenmemektedir.
[30] Cumhuriyetlerde faal olan milliyetçi hareketlerden bir kısmı milliyetçi fikirleri aşırı milliyetçi yorumu ile kullanmaktadırlar. Örneğin, Tataristan’daki radikal halk hareketi “İttifak Partisi” Türk birliği sloganı ile hareket etmekte, komşu bölgelerden açıkça toprak talebinde bulunmaktadır. Bu parti, aynı zamanda Tataristan’ın Rusya Federasyonu’nun federe birimi olduğunu tanımamakta ve Tataristan’ı bağımsız kabul etmektedir. Başkurt Halk Merkezî “Ural” yerel halkın özel durumu tezini savunmaktadır.
[31] Denisova G. S., “O rayonirovanii etnipolitiçeskovo protsessa v Rossiyskoy Federatsii”, Problemı samobıtnosti rossiyskoy gosudarstvennosti. S. 39.
[32] Bu cumhuriyetlerdeki halklar uygulamada asimilasyona ya uğramamışlar ya da diğerlerine göre daha az etkilenmişlerdir. Bu halklar çoğunlukla evlerinde ve iş yerlerinde kendi millî dillerini kullanmaktadırlar. Örneğin, Tuvalıların %96’sı, Kafkas halklarının %96-75’i, Ahıska (Mesket) Türkleri’nin %92’si, Yakutların %91’i ve Altay Türkleri’nin %74’ü evlerinde kendi öz dillerinde konuşmaktadırlar. Tuvalıların büyük çoğunluğu (%99), Karaçay, Balkar, Kabartay ve İnguşların %98’i, Ahıska Türkleri’nin %97’si Yakutlar ve Adıgelerin %96’sı ve Dağıstan halkları kendi milletlerinin dillerini öz dilleri saymaktadırlar. Çislennost naseleniya i nekotorıye sosyo-demokrafiçeskiye harakteristiki natsionalnostey Rossiyskoy Federatsii. M. , 1992. S. 21-30.
[33] Rossiya: Tsentr i Regionı. Vıpusk 5. Ortak red. İvanova V. N. ve Semigina G. Y., Moskova: RİTS İSPİ RAN. S. 114.
[34] 1992 yılı Ekim-Kasım aylarında Rus ordusunun Kuzey Osetya silahlı güçleri ve Güney Osetyalı savaşçılarla birlikte İnguşların yaşadıkları Prigorod bölgesinde (Prigorodnıy Rayon) gerçekleştirdikleri “etnik temizlik” operasyonu sonucundaki trajediden sonra İnguş Cumhuriyeti’nde ayrılıkçı eğilimler güçlenmiştir. 1993 yılında İnguş Halk Kongresi, İnguş Cumhuriyeti’nin bağımsızlık ilanı, Rusya Federasyonu’ndan çıkması ve Çeçenistan ile devletler arası yada konfederal birlik anlaşması imzalanması konularını görüştü. Ancak, 1993-1994 yılarında İnguş halkının yeniden ihyası ve Rusya içerisinde bir İnguş Devleti’nin kurulması programını ileri süren İnguş Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ruslan Auşev sayesinde ayrılıkçı eğilimlerin hızı kesilip önü alınmış oldu. Bugün bu cumhuriyette dikkate değer ciddi ayrılıkçı hareketlere rastlanmamaktadır.
[35] Kabartay-Balkar Cumhuriyeti’ndeki hem Kabartay, hem de Balkar millî hareketlerinin ayrılıkçı eğilimleri 90’lı yılların ilk yarısında fark edilebilir bir nitelikte idi. Kabartay radikal milliyetçileri 1992-1993 yıllarında bütün Adıge (Çerkes) halklarının birleşmesi ve Kabartay, Çerkes, Adıge ve Şapsuga içerisinde bir “Tüm Adıge Devleti”nin kurulması fikrini ileri sürdüler. Fakat Abhazya’daki savasın bitmesi ve Kabartay-Balkar’da istikrarın sağlanması ile birlikte Adıge ayrılıkçılığı da popülerliğini yitirmeye başlamıştır. Balkar millî hareketinde ise ayrılıkçılar, 1994-1995 yıllarında Kabartay-Balkar Cumhuriyeti’nin dağlık Balkar bölgelerindeki sosyo-ekonomik durumun kötüleşmesiyle birlikte daha aktif faaliyetler göstermeye başladılar. Bu dönemde Balkar Halkı Millî Meclisi liderleri Çeçen ayrılıkçılarla çok yakın ilişkiler kurmalarına rağmen C. Dudayev’in bağımsız Balkar Devleti kurulması teklifi yerel radikal-milliyetçiler içderisinde dahi taraftar ve destek bulamadı.
[36] Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nin Rusya’dan ayrılması fikri geniş toplusal tabanı olan bir fikir değildir. Rus dilli nüfusun nispi çoğunluğu ve etnik mozaik yapısı bu cumhuriyette ciddi ayrılıkçı eğilimlerin ortaya çıkmasına engel olmaktadır.
[37] Örneğin, Adıge Cumhuriyeti’nde temel seçimli ve atamalı görev yerlerini titüler etnik gurubun üyeleri (Adıgeler) işgal etmektedir. Yüksek devlet görev yerlerine gelme gibi bir kısım münferit hallerde ise etnik eşitlik ve kota (kontenjan) prensipleri geçerlidir.
[38] Dağıstan’da 1997'nin sonundan itibaren ayrılıkçı eğilimler artmaya başlamıştır. Dağıstan’ın etnik mozaiği bu cumhuriyetteki ayrılık hareketlerine özel şeklini vermiştir, şöyle ki: ayrılıkçı ve bölücü olarak adlandırılan hareketler, İslâmî-siyasî ekstremizm – Vahhabizm şeklinde ortaya çıkmışlardır. Dağıstanlı Vahhabiler tarafından 1997 Aralık ayında Rusya’ya karşı cihat ve 15 Ağustos 1998’de Dağıstan Cumhuriyeti Buynaks Rayonu’nunun “Ayrı İslâmî Bölge” ilan edilmesi, Dağıstan’daki ayrılıkçı hareketlerin ne derecede ciddi olduğunu göstermektedir.
[39] Kuzeydeki azınlık halkların görüntüde “millî kendi kaderini tayin”leri, gerçekte ise yerel ekonomik elitin bir dizi çıkarları için mücadeleleri buna örnek gösterilebilir. 12 bin nüfuslu Çukça halkının (Çukotka nüfusunun %7’si) kaderiyle, dolaylı da olsa bağlantılı olarak 1992’de “kendi kaderini tayin” esasıyla Çukotka Cumhuriyeti’nin ilan edilmesi tipik bir örnektir. Tişkov V., “O prirode etniçeskogo konflikta”, Svobodnaya mısl. 1993, № 4. S. 5.
[40] Smirnov V., “Spsobstvuyet li rossiyskiy federalizm reşeniyu natsionalnıh problem?”, Meterialı konferentsii “Natsionalnıye otnoşeniya v Rossiyskoy Federatsii” Suzdal, 27-30 haziran 1997. http://www. kennan. yar. ru/materials/profi/2/part1/sect31. htm
[41] Konstitutsii pespublik v sostave Rassiyskoy Federatsii.
[42] A. g. e.
[43] A. G. Çernenko’nun da belirttiği gibi, Federal Anayasa ile çelişen cumhuriyet anayasalarından bahsederken, cumhuriyetlerden bazılarının anayasaları yeni Rusya Federasyonu Anayasası’ndan (12 Aralık 1993) önce kabul edildiği ve 31 Mart 1992 tarihli Federal Anlaşmaya dayandırıldığı hesaba katılmalıdır. Bu nedenle zikredilen tarihler içerisinde kabul adilen anayasalardaki bir çok norm, hüküm ve anlam Federal Anlaşmaya göndermede bulunmaktadır. “Egemen cumhuriyet” kavramı RF Anayasası’na nazaran Federal Anlaşma’ da daha geniş yorumuyla ele alınmakta ve ilan edilen bağımsızlık deklarasyonlarıyla bağdaştırılmaktadır. Çernenko A. G., Obşçerossiyskaya natsionalnaya ideologiya i razvitiya federalizma v Rossii. Monografi. SPb. : S. Petersburg Ünv. MVD Rossii, izd. “Aleteya” (SPb), 1999. S. 185-186.
[44] Olşanskiy D., “Dezintegratsiya: novıye simptomı staroy bolezni”, “Pro at Contra” Tsentr i pegionı Rossii, T. 5. Zima 2000. http://pubs. carnegie. ru
[45] Yakın geçmişte, cumhuriyetler dışında bir kısım özerk okrug “velayet”inde bulundukları oblast ve kraylardan bağımsızlık talebinde bulundular (örneğin Hantı-Mansi ve Yamalo-Nenets özerk okrugları Tümen Oblastı’ndan). Bununla beraber, paradoksal olarak, diğer özerk okruglar “velayet”inde oldukları oblastlarla tam bir entegrasyon elde etmeye çalıştılar (Komi-Perm Öz. Okruğu Perm Oblası’na dönmeye, Ust-Ordın Buryat Öz. Okruğu İrkutsk Oblastı ile yeniden birleşmeye çalışmaktalar. Bu isteklerin temelinde açık ekonomik sebepler yatmaktadır. Perm ve İrkutsk oblastlari velayetlerindeki fakir okrugların sorumluluğundan kurtulmaktan gayet memnunlar. Hantı-Mansi ve Yamalo-Nenets okrugları zengin petrol ve doğal gaz üreticisidirler. Bu okrukların Tümen Oblastı’ndan ayrılmaları, artık onların petrol ve doğal gaz gelirlerini Oblast bütçesine göndermeyecekleri manasına gelmektedir. Paretskaia A. Lysenko: Autonomous Okrugs' Problems Should Be Solved Individually, OMRI Russian Regional Report. Vol. 2. No. 2. 1997, 15 January. P. 5. Anılan iki okruğun halkı 1997 tümen Oblast Valiliği seçimini boykot ettiler.
[46] Drobijeva L., Realnost etniçeskih mifov. M. ; Moskovskiy tsentr karnegi, 2000. http://pubsçcarnegieçru/books/2000/10am
[47] Rusya Federasyonu Finans Bakanlığı verilerine göre fakir ve depresif cumhuriyetler: Mordova, Adıge, İnguş, Karaçay-Çerkes, Kuzey Osetya (Alanya), Udmurt, Altay, Buryat, Dağıstan, Tuva ve Hakasya cumhuriyetleridir.
[48] Federal bütçelerden federe bütçelere yapılan yardımlar içerisinde, 1994 yılı ortalarından itibaren uygulanan Bölgelere Finansal Yardım Vakfı (ФФПР) kanallı transferler merkezî yer işgal etmektedir. Federal bütçeden aktarılan reel transfer oranı 1994 itibariyle yaklaşık %10 iken 1996-1997 itibariyle % 46-48’e yükselmiştir. Örneğin 1996’da federe birimlerin finansal ve diğer bütçe araçları yönlerinden kendi kendilerine yeterlilik derecelerinde aşırı dengesizlik görülmektedir: 89 federe birimden 11 tanesi (federe birimlerin %12, 4’ü) %70’den fazla oranda;10 tanesi (%11, 2’si) %50’den fazla oranda; 22 tanesi (%24, 7’si) %30-50 oranında; ve nihayet 46 tanesi, yani federe birimlerin çoğunluğu (%51, 7’si) %1, 2-29, 4 oranlarında federal bütçeden yapılacak transfere bağımlı idi. 1994 yılında transfer alan federe birim miktarı 64 adet iken bu sayı 1997’de 81’e çıkmıştır.
[49] Ruslar sadece Federasyon ölçeğinde değil, bilakis, federe birimlerin çoğunluğunda (89 birimden 79’unda) sayıca üstünlüğe sahiptirler. Bu bağlamda 49 federe birimi Rus bölgesi olarak adlandırmak mümkündür: çünkü buralarda etnik çoğunluğun üyelerinin oranı %85 - %98 arasında değişmektedir. Anılan 49 federe birime sadece geleneksel olarak “Rus” olan kray ve oblastlar, ayrıca %87, 4’ü Rus olanYahudi Özerk Oblastı dahildir. Pain E. “Dinamika etnodemografiçeskoy situatsii kak otrajeniye politiçeskih peremen v Rossii (1991-1997)”, Meterialı konferentsii “Natsionalnıye otnoşeniya v Rossiyskoy Federatsii” Suzdal, 27-30 haziran 1997. http://www. kennan. yar. ru/materials/profi/
[50] Pain E., Susarov A., “Pyatıy punkt v zerkale demogpafii”, Rossiyskiye vesti. 1997, 30 Aralık. s. 2.
[51] Ahrangelskaya N., “Problemı separatizma v Rossii: Separatizm elit imeet svoyu tsenu”, Kommersant-Deily, 1996, 29 Kasım. S. 3.
[52] Dağıstan'da çok sayıdaki azınlık halkların toplamı nüfusun çoğunluğunu oluşturmaktadır.
[53] Bu değişimin sebepleri bölgelere göre farklılık göstermektedir Örneğin, Kuzey Kafkasya’daki cumhuriyetlerde ve Tuva’da titüler etnik nüfusunun artması, bu bölgelerde yaşayan Rus nüfusun, Rusların ağırlıkta olduğu şehirlere göçleriyle bağlantılı iken, Çuvaşistan ve Kalmuk Cumhuriyeti’nde demografik göstergelerin Rus nüfustan ziyade Çuvaşlılar ve Kalmuklar lehine daha iyi durumda olmasına bağlıdır.  ABSTRACTAfter the collapse of Soviet Union and the termination of a bipolar world system, the position and the approach of Russia on geopolitics, geo-strategies, politics and military has an important role in the theories and discussions about the transformation of world’s political, economic, cultural and strategical structure. Some of these theories and discussions are strongly connected to the future of Russian Federation. This article attempts to answer the following questions:Is there any inescapable menace of disintegration or further partition of the new Russian Federation? Have the internal political, economic and demographic factors, which exacerbate disintegration, increased? Are there problems between Moscow and the federal units (especially the new national republics) which will lead to disintegration? How possible is a declaration of independence in the republics in light of the existing geo-political, economic, demographic situation?  Has Russia got a national security problem today? 
 

 

  ASMEK  

  

BayBek.com

 Akhbar Rooz

 Sözümüz

 Azerbaycan

  Azad Tribun

 Azar Tabriz

 Yurd Net

 Urmu Bir Olmalý