Ulusalcılık ve Dünya Vatandaşlığı

Özgür Şahin

Ulus nedir? Ulusalcılık neyi ifade eder? Nasıl olmalıdır? Dünya vatandaşlığı nedir? Dünya vatandaşlığı kavramı ulusalcılık anlayışı ile çelişir mi? Ulusalcılık ve dünya vatandaşlığı konusuna entelektüel bir bakış…

 

Dünyada hızla gelişen siyasi ve teknolojik gelişmeler ülkelerinin hem kültürel hem de ekonomik anlamda birbiri ile yakınlaşmasını sağlamış hem de vatandaşlık hukuku anlamında devletleri yeni hukuk oluşumlarına zorlamıştır. Bu oluşumların başında da küreselleşmenin en fazla etkisini gösterdiği kavram olan dünya vatandaşlığı gelmektedir. Bunun sonucu olarak artık birçok ülke başka ülkenin vatandaşlarına önceden büyük zorlukla tanıdıkları hakları kolaylıkla tanır hale gelmiştir. Gelişen yeni dünya düzeni var olan ayrımcı sistemi kendi içinde eritmiş ve artık ulus terimi yerine birlik vatandaşı terimi kullanılmaya başlanmıştır. Vatandaşlarını bu yeni düzenin dışında bırakmak istemeyen devletler yapılan uluslararası anlaşmalara taraf olmakta ve vatandaşlarını temel birçok haktan mahrum bırakmamak istemektedir. Bu anlamda yabancılık kavramı gerçek kişiler için uluslar arası anlaşmalar ile tüzel kişiler için ise de çok uluslu şirket birleşmeleri ile ortadan kalkmakta yerini dünya vatandaşlığına bırakmaktadır.

 

Fransız devrimiyle ortaya çıkan ulusçuluk kavramının yapısında da özellikle 20. yüzyılda bir takım değişmeler meydana gelmiştir. Diğer bir deyişle küreselleşme sürecinin ivme kazanması ulusalcılık anlayışına yeni bir yön vermiş ve dünya vatandaşlığı kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ortaya çıkan bu dünya vatandaşlığı kavramı, ulusalcılık anlayışıyla çelişiyor gibi bir görüntü çizmektedir. Bu iki kavramın çelişip çelişmediğini anlamak için ulusalcılığın ne olduğunun sağlıklı bir şekilde ortaya konması gerekmektedir. Bu noktadan hareketle, ulusalcılık nedir, nasıl olmalıdır ve küreselleşme sürecinde dünya vatandaşlığı kavramıyla çelişmeyen bir ulusalcılık anlayışı nasıl geliştirilebilir sorularına yanıt aramak gerekmektedir.

 

Ulusalcılık ve ulus kavramlarının tanımı her anlayışa göre yeni bir şekil kazanmakta, adeta herkes kendince bir ulus ve ulusalcılık tanımı yapmaktadır. Ulusalcılık kavramını ne olduğunu saptayabilmek için ulus kavramının ne olduğunu tam olarak ortaya koymalıyız. Ulusalcılığı bazı kesimler ırk temelinde, bazıları din temelinde, bazıları dil temelinde açıklamaktadır. Örneğin Ziya Gökalp ulusu şu şekilde tanımlamıştır: "Ulus, ne ırka, ne kavme, ne coğrafya'ya, ne siyasete ne de kişisel isteğe bağlı, bir topluluk değildir. Ulus, dilce, dince ahlâkça güzel sanatlarca ortak olan, yani aynı eğitimi almış bireylerden birleşik bulunan bir topluluktur." Karl Marx ise ulusu "ekonomik sınıflar" olarak tanımlamaktadır. Eğer ulusun tanımını aynı topraklar üzerinde yaşayan insanlar olarak tanımlarsak, ulusalcılığın tanımı da kendiliğinden ortaya çıkıyor: Bu noktada ulusalcılık; aynı topraklar üzerinde yaşayan insanların dil, din, ırk, mezhep farkı gözetmeksizin ortak çıkarları için çalışmak ve bu çıkarların korunması için mücadele vermek olarak tanımlanabilir. Ulusalcılığın tanımı ülke toprakları içinde yaşayan herkesi kapsayıcı olmalıdır. Bu tanımda kapsayıcılık kelimesi kilit roldedir. Çünkü ancak bu şekilde tanımlanmış bir ulusalcılık anlayışı ulusalcılığın amaçlarına hizmet edebilir. Peki, nedir ulusalcılığın amaçları? Ulusalcılığın birincisi evrensel boyutta ikincisi ulusal boyutta olmak üzere iki önemli amacı vardır. Bu amaçlardan uluslar arası alanda olanı devleti, adeta bir kurtlar sofrası olan uluslararası arenanın emperyalist güçlerinden korumak, toplumun kendi yazgısını kendisinin belirlemesini sağlamaktır. Ulusal bazda olanı da ülke içindeki halkı dili, dini, ırkı, mezhebi ne olursa olsun bir araya getirmek, onları tek bir vücut halinde aynı amaç etrafında toplamaktır. Bütün halkı tek bir vücut haline getirmek amacındaki ulusalcılık anlayışının temelinde ise hümanizm yani insana sadece insan olduğu için değer verme yatmalıdır. İnsana insan olduğu için değer verme gayesindeki ulusalcılık anlayışının tanımında ne ırkta birliğe, ne dinde birliğe ne de mezhepte birliğe gerek vardır. Ulusun temelini din ve ırk oluşturamaz çünkü eğer ulus temelini oluşturan öğe ırk olsaydı, Slav ırkından olan ve aynı dili konuşan Sırplar, Boşnaklar ve Hırvatlar, düşman değil kardeş olurlardı. Araplar aynı dili konuşmasına, aynı ırktan gelmesine ve aynı dinin mensubu olmasına rağmen ayrı uluslardır ve ayrı devletlerdir. Yani başta da belirttiğimiz gibi ulus aynı topraklar içinde yaşayan, diğer bir deyişle aynı yolun yolcusu insanlar olarak tanımlanmalıdır.

 

Türkiye'de kendilerini milliyetçi ve ulusalcı olarak tanımlayan siyasi hareketlerin, ulusalcılığın amaçlarına uygun bir toplumsal birliktelik sağlayamadıkları çok açıktır. Bu hareketlerin bazıları ırkçı söylemlerle ortaya çıkmış, bazıları ise ırkçı söylemlerin yanına dini öğeleri de yerleştirmiştir. Bu tür söylemler toplumu bir araya getirme amacından oldukça uzaktır. Bu tür hareketlerin dönemsel sıçramaların temelinde, özellikle 12 Eylül döneminde milliyetçilik anlayışının halk tarafından sözde komünizm tehdidine karşı bir antitez olarak algılanması yatar. Özetle, bu tür hareketler hiçbir zaman ülkenin tamamını kapsayıcı bir ulusalcılık anlayışı geliştirememişlerdir ve geliştirdikleri ulusalcılık anlayışı toplumu bir araya getirmek yerine tam tersine toplum kesimleri arasında ayrımcılığa neden olmuştur. Bu ayrımcılık anlayışı, Türkiye'deki tüm vatandaşları kapsayıcı bir ulus tanımının yapılması yolunda büyük bir engel teşkil etmektedir.

 

Ulusalcılık anlayışının küreselleşme sürecinde dünya vatandaşlığı bilinci ile birlikte uyum içinde olup olamayacağı hususuna gelince, küreselleşme süreci ile birlikte dünya adeta küçük bir küreye dönüşmüş; halkların birbirleriyle olan etkileşimleri hız kazanmış, özellikle bilgi teknolojilerindeki gelişmeler ile yazılı ve görsel medyanın insan hayatında etkinliğinin artmasıyla bireyler daha geniş kitleleri kapsayan bir düşünce sistemi ile dünyaya yeni bir pencereden bakmaya başlamışlardır. Diğer bir deyişle insanlık daha evrensel düşünmeye başlamıştır. Örneğin, bilgi teknolojilerinin gelişmesiyle bireyler Somali'deki aç insanları, Pakistan'daki depremde evlerini ve yakınlarını kaybeden insanları, emperyalist ülkelerin sömürü düzenlerini, ülkeler arası gelişmişlik düzeyindeki dengesizlikleri, azalan kaynaklar için sürdürülen kanlı yarışları daha iyi tanıma fırsatı bulmakta, bu durum da evrensel bir bilincin ortaya çıkmasın sağlamaktadır. İşte bu bilinç dünya vatandaşı olma bilincidir. Dünya vatandaşlığı bilinci, bireylerin düşünce sistemlerinde kendi kimliklerini bir kenara bırakarak dünyaya tarafız bir gözle bakabilmesi, kendini yalnızca yaşadığı ülkenin bir vatandaşı olarak değil, dünyanın vatandaşı olduğunun bilincine varabilmesi, ulusal sorumluluk duygusunun yanına evrensel sorumluluk bilincini de ekleyebilmesidir. Bu bilinç sayesinde bireyler, yapacakları her türlü faaliyetlerinde bütün insanlığın ortak çıkarına göre hareket eder, bütün insanlığa karşı bir sorumluluk bilinci geliştirir. İşte ancak böyle bir bilincin gelişmesiyle, faşizan ve ırkçı yaklaşımlar mağlup edilebilir, devletlerarası ilişkiler yeni bir yön kazanır, dünya barışı için önemli bir adım atılmış olur. Peki, acaba böyle bir anlayışla ulusalcılık anlayışı çelişir mi? Irkı, dini, dili, mezhebi kısacası kimliksel bir öğeyi temel alan ulusalcılık anlayışının çelişmesi kaçınılmazdır. Fakat aynı topraklar üzerinde yaşayan insanların dil, din, ırk, mezhep farkı gözetmeksizin ortak çıkarları için çalışmak ve bu çıkarların korunması için mücadele vermek olarak tanımlanan bir ulusalcılık anlayışının, dünya vatandaşlığı bilinciyle çeliştiğini savunmak mümkün değildir. Çünkü bu anlamda bir ulusalcılık anlayışı insanın insani değerlerini ön plana çıkarmakta ve millet içindeki her bireyi tüm kimliksel özellikleriyle kabul etmekte, bireylere ırkına, dinine, diline, mezhebine göre değil yalnızca insan olduğu için değer vermektedir. Ulusalcılık anlayışı ile dünya vatandaşlığı anlayışının birbiri ile uyum içine girmesi ulusal ve küresel barış ortamının yaratılması için gerekli olan en birinci şarttır. Burada küresel barış görevini dünya vatandaşlığı bilinci, ulusal barış görevini ise ulusalcılık anlayışı üstlenmektedir. Ayrıca ulusalcılık anlayışının ülkesel bazda toparlayıcılık unsuru oluşturması ile dünya vatandaşlığı bilincinin evrensel anlamdaki toparlayıcılığı uyumsal açıdan hiçbir çelişki unsuru içermemektedir.

 

Sonuç olarak, ulusu kimliksel öğelerle değil, aynı topraklar üzerinde yaşama arzusu taşıyan insanlar bütünü şeklinde tanımlayan, toplumu bir araya getirmeyi başarmış ve insanlar arasında her türlü ayrımcılığın karşısında durabilmiş bir ulusalcılık anlayışı ile tüm dünya insanlarını bir araya getirebilme amacını taşıyan dünya vatandaşlığı anlayışı arasında çelişen hiçbir unsur bulunmamaktadır. Geleceğin toplumlarının millet değil de dünyaya içten bir sorumluluk duygusu ile bağlı insanlık temelli düşünceler üzerinde yükseleceğini söylemek yanlış olmasa gerek. Ahlaki temelleri sağlam entellektüel bir bakış yeni dünya düzeni için ihtiyacımız olan en önemli unsurdur.

kaynak:

www.stratejikboyut.com